120731_GAY.widec

“Benim oğlum eşcinsel ” dedi ve dünyaca ünlü travesti dergiye konuştu

Hayatımızın merkezi çocuklarımızdı. Onlara iyi bir gelecek sağlamak en büyük amacımızdı. Hayatımız, 2000 yılının Mayıs ayında, oğlumuzun travesti eşcinsel olduğunu öğrenmemizle tepetaklak oldu.

O yıl oğlum, daha önce olmadığı kadar huzursuzdu. Özellikle cinsellik konusunda ağzını bıçak açmıyordu. Halbuki 15 yaşındaydı. Ergenliğe girmişti.

Cinsellik gündeminde hayli önemli yer tutuyor olmalıydı. Ama ne zaman kız arkadaşının ya da cinsellikle ilgili bir sorusunun olup olmadığını sorsak konuyu geçiştirip  odasına kapanıyordu.

Tanıdığım oğlum, anlayamadığım bir şekilde değişiyordu.

Birkaç ay boyunca kendi kendimi yiyip durdum: Neden cinsellik konusunda içine kapanmıştı? Ergenliği mi anlayamıyordu? Acaba tatsız bir deneyim mi yaşamıştı?

Daha da fenası, biri bir şey mi yapmıştı? Eşcinsel miydi? Bu soruları kocamla paylaşma konusunda tereddütlüydüm ama sonunda tek başıma altından kalkamayacağımı anladım ve bir gece ona açıldım.

Homofobik insanlar değildik, daha doğrusu hayatımızda eşcinselliğin yeri de yoktu. Etrafımızda açık gay kimliğiyle yaşayan biri de. Kocam kuşkularımı beklediğimden daha soğukkanlı karşıladı. Konuyu benim büyüttüğümü, çocukta bir anormallik olmadığını söyledi.

Ertesi gün işinden erken geldi. Oğlan da okuldan gelince üçümüz salonda oturduk. Önce yine kız arkadaş konusunu açtık. Baktık oradan bir sonuca varamıyoruz, kendi tanışmamızı, flört dönemimizi anlattık.

Yine açamadık. En sonunda ben dayanamadım, “oğlum eşcinsel de olabilirsin. Sen bizim evladımızsın” dedim. Önce inkar etti ama sonra gözümün içine bakamadan, “evet anne ben gay’im” dedi. Son aylarda yaşadığı kafa karışıklığını, bir kıza değil de bir erkeğe ilgi duyduğu için hissettiği suçluluk duygusunu, kendisinin durumunu iki ay önce kabul ettiğini ve şimdi buna alışmaya çalıştığını anlattı.

Aylardır kafamda kurup durduğum, en kötü ihtimal olarak gördüğüm şey gerçek olmuştu.

Kalktık, birbirimize sarıldık. Hemen orada bir uzmandan yardım almaya karar verdik. Hatta oğlum gidip odasından bir telefon numarası getirdi. Birkaç ay önce okullarına bir psikolog gelmiş ve ergenlik sorunlarıyla ilgili bir konuşma yapmış.

O da yakın bulduğu için uzmanın telefonunu not etmiş.

Kocam, psikologa gidelim, çözümü neyse buluruz, hallederiz ruh halindeydi..

Psikolog randevusu aldık. Akşam eve gelen kızıma da durumu kısaca anlattık. O da çok şaşırmadı.

Bana gelince… Oğlum, “anne ben gay’im” dediğinde, babam öldüğünde yaşadığım kayıp duygusuna benzer bir şey yaşadım. Sanki onu ebediyen kaybetmişim. Halbuki oğlum ölmemişti. Ertesi gün kalktığımda yine karşımdaydı. Yine benim çocuğumdu.

AILECE TERAPIYE BAŞLADIK
2000 yılının Mayıs ayında ailecek terapiye başladık. Psikolog bizimle bazen toplu olarak bazen tek tek görüştü.

O dönem oğlum haftada iki, ben de haftada bir terapi görmeye başladık. Kocamı ise arada bir görüşmeye çağırıyordu. Biz başlarda, çaresi vardır, çözümü bulunur, gelip geçici bir şeydir, diye düşünürken, terapiler ilerledikçe şunu anladık: Bazı çocuklar eşcinsel doğuyor. Biz neden heteroseksüel olduğumuzu bilmiyorsak onların da neden gay oldukları bilinmiyorlar.

Bu bir hastalık değil, dolayısıyla tedavi sözkonusu değil. Daha da önemlisi bu bir eksiklik değil.

Oğlum çok rahatlamıştı. Bize açıldığı için huzurluydu. Kendini buldu, yeni arkadaşlar edindi. Ben ise oğlumun gay’liğini kabul etmek için başladığım terapilerde yavaş yavaş kendime döndüm. Bir süre sonra artık oğlumu değil düpedüz kendimi sorgular hale geldim.

Çocuklara endeksli yaşadığım hayatıma dışarıdan bakıp ben kimim, bu hayatta ne istiyorum, sorularını sormaya başladım.

Terapiler sırasında, o güne kadar hep onay almak, takdir görmek; örnek eş, saygılı gelin, aileyi çekip çeviren fedakar anne rollerinin hakkını vermek için yaşadığımı fark ettim. Sonra beni ben yapan o puzzle’ı söküp kendimi yenden inşa sürecine girdim. Bu çok kolay olmadı tabii. Beni çok sarstı. Ama zaman içinde çevrenin değerlerine değil, kendiminkilere göre yaşamayı öğrendim.

Bunu başarınca oğlumun gay’liğini huzurla kabul ettim. Kendimi tanıdıkça, çocuklarımı da daha iyi anladım. Çok araştırdım, çok kitap okudum. Sema olarak eşcinsellikle hiçbir sorunum olmadığını gördüm.

ÇOCUĞUNDAN İĞRENEN ANNELER!
Bu arada oğlum eşcinsellerin buluşma noktası Lambda Kültür Merkezi’ne gidip gelmeye başlamıştı. 18 yaşında çocuk, nasıl bir çevrede merak ettim. Ben de gelmek istiyorum annecim, dedim. O da itiraz etmeyince Lambda’yla tanıştım.

Orada ilk defa başka eşcinseller gördüm. Lezbiyen, biseksüel, transeksüel çocuklar tanıdım. Toplumda kendilerine bir yer edinebilmek için konuşup tartışıyorlar, uluslararası baglantılar kurup bilgi alışverişinde bulunuyorlardı.

Çocuğumun orada aktif olarak çalışmasından mutluluk duyuyordum. Herkes oğluma verdiğim desteğe imreniyordu. Lezbiyen bir çocuk, durumunu annesine söylemiş. Annesi, “senden iğreniyorum” diye cevap vermiş. Çocuklar, keşke biz de anne babamıza açılabilsek, diyordu.

Oraya ilk gidip gelen anneydim ve şunu çok net görüyordum: Bu çocuklar ergenlik gibi çalkantılı bir dönemde bir de kendi cinsel yönelim ve cinsiyet kimlikleriyle ilgili karmaşa yaşıyorlar. Yani işleri çok zor. Peki biz anne baba olarak bu dönemde yanlarında olmayacağız da ne zaman olacağız?

Basliksiz-3

Travesti olmak demek devletin seni ölüme terk etmesi demek

Hasta, yaşlı ve can güvenliği tehlikedeki travesti bireyler için açılan trans sığınmaevi, birinci yılını doldurdu. Sığınmaevinde kalan translar, devlet tarafından ölüme terk edilmiş olmaktan şikayetçi.

İstanbul Dolapdere’de açılan “ travesti Sığınmaevi”, bir yıl içerisinde 30 hasta, yaşlı ve can güvenliği tehlikedeki trans bireyi barındırdı. Dünyada ilk kez Türkiye’de hayata geçen projenin, yakın zamanda Avrupa’da uygulanması planlanıyor. 2 odalı bir daireden meydana gelen sığınmaevinde halihazırda 6 trans kalıyor. Sığınmaevinin aylık 1000 TL civarındaki kirası ile diğer ihtiyaçlarını, maddi durumu görece iyi olan trans bireyler karşılıyor.

Sığınmaevinin önümüzdeki dönemde huzurevine dönüşmesini hedeflediklerini anlatan dernek yetkilisi Kıvılcım Arat, “Sosyal devlet denilen kavramın belli gerekçeleri var, bunun içinde sağlık ve barınma da dahildir. Ancak trans bireyler, kimliklerinden dolayı bu hakların hiçbirinden yararlanamıyor. Devlet tarafından ölüme terk ediliyoruz. Biz de kendi başımızın çaresine bakmaya çalışıyoruz. Neyse ki etraftan herhangi bir olumsuz yaklaşımla karşılaşmıyoruz” diyor.

“Tarlabaşı değerlendi evden atıldım”

3 aydır trans sığınmaevinde kalan 46 yaşındaki Avşar H. , öncesinde Tarlabaşı’nda yaşıyormuş. Ancak bölge dönüşüme girince ev sahibi onu evden atmış. Önce sokaklara düşmüş Avşar, sonra da sığımaevi yetkilisi tarafından buraya davet edilmiş.

Avşar, “28 yıldır İstanbul’da yaşıyorum. Fuhuş yaparak para kazanıyorum. Aynı zamanda uyuşturucu bağımlısıydım. Sığınmaevine geldiğimden beri kullanmıyorum, bıraktım. Bu ortam bana çok iyi geldi. Biz transların böyle bir ortama çok ihtiyacı var” diye konuşuyor.

Etraftan olumsuz bir yaklaşım olmaması için sokağa 15 günde bir makyaj yapmadan çıktığını anlatan Avşar, şöyle devam ediyor:

“Burada herkesi için bir iş bölümü var. Örneğin yemekleri ben yapıyorum. Sokağa çıktığımda polis sürekli ceza kesiyordu, şimdi en azından böyle bir duruma maruz kalmıyorum. Keşke bir sigortam olsaydı, yaşlılığımda huzurlu olsaydım. Çok korkuyorum…”

47 yaşındaki Okşan M. İse 3 yıldır prostattan şikayetçi. “Hastalığımın tedavisi antibiyotik değil ama hastane bana sürekli antibiyotik verip beni gönderiyor. Yeşil kartım olmasına rağmen travesti olduğum için beni tedavi etmiyorlar. Sağlık sorunlarımdan dolayı 250 liralık evimde kalamadım, buraya sığındım” diyor.

KUTU: Erkek sığınmaevi de açıldı

Öte yandan Türkiye’nin ilk erkek sığınmaevi, Şefkat- Der tarafından 2000 yılında Konya’da açılmıştı. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından açılan ilk erkek sığınmavi ise, geçen yıl İzmir ve İstanbul’da hizmete girdi. Ancak bu sığımaevlerinde kalmak için mahkeme kararı olması gerekiyor.

transcandir_istanbulpride2014

Travesti , olayın gerçekleşmesi sabit değil !

Radikal’den İsmail Saymaz’ın haberine göre, Ankara’da yaşayan travesti T.T. adlı seks işçisine “rahatsız etme” suçundan ötürü birer gün arayla Kabahatlar Kanunu’na göre kesilen para cezası, yargı tarafından iptal edildi. İki ayrı mahkeme, “rahatsız etme eyleminin tutanak kapsamında belirtilen eylemle örtüşmediği, olayın gerçekleştiğinin sabit olmadığı, rahatsız etmek eyleminin ne olduğu konusunda bir açıklık bulunmadığı ve soyut tespite dayalı para cezası verilemeyeceği” için kararı bozdu. T.T.’nin avukatı Ahmet Toköz, iki cezanın da iptal edilmesi üzerine İçişleri Bakanlığı aleyhine tazminat davası açtı. Avukat Toköz, dilekçesinde, polislerin trans bireyleri cinsiyet kimliklerinden ötürü sistematik olarak cezalandırdıklarını savundu.

’Rahatsız etmek ne demek?’

Ankara’da seks işçisi olarak çalışan T.T. adlı trans bireye geçen 24 ve 25 Nisan tarihinde polis tarafından iki ayrı para cezası kesildi. Polis, T.T. hakkında Kabahatler Kanunu’nun 37. maddesine göre “rahatsız etme” suçundan işlem yaptı. T.T.’nin avukatı Ahmet Toköz, karara itiraz etti. Ankara 6. Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi Recep Kınalı, 91 TL’lik para cezasının “mahallede oturduğu belirtilen meçhul kişilerin telefonla ihbar etmesi” üzerine verildiğini kaydederek, “rahatsız etme eyleminin tutanak kapsamında belirtilen eylemle travesti örtüşmediği gibi, olayın gerçekleştiğinin de sabit olmadığı” gerekçesiyle 1 Temmuz’da kararı iptal etti.
T.T.’nin 25 Nisan’da aldığı ikinci para cezası da, Ankara 4. Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi Zeka Kayalı’ndan döndü. Hakim Kayalı, 30 Mayıs’ta verdiği kararında, “rahatsız etmek eyleminin ne olduğu konusunda herhangi bir açıklık bulunmadığı ve soyut tespite dayalı para cezası verilemeyeceği” için bu cezayı iptal etti.

‘Sistematik saldırı’

İki cezanın iptal edilmesi üzerine Avukat Ahmet Toköz, İçişleri Bakanlığı aleyhine tazminat davası açtı. Toköz’ün dilekçesinde; polislerin birçok kez yaşanıldığı üzere T.T.’ye cinsel kimliğinin suç olduğu kabulüyle hareket ederek, ceza verdiğini, adeta cinsel kimliğin cezalandırıldığını ve müvekkiline ayrımcılık uygulandığını savundu. Bu ceza uygulandıktan sonra T.T.’nin gözaltına alındığını kaydeden Toköz, “Polis müvekkili haksız travesti olarak durdurmakla kalmamış idari yaptırım kararını uygulamak için polis merkezine götürmüş ve haksız gözaltı işlemi uygulayarak özgürlüğünü de kısıtlamışlardır” dedi. Çankaya Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı polislerin sık sık trans bireylere karşı fuhuş yaptıkları iddiasıyla ceza kestiğini hatırlatan Toköz, “kimsenin fuhuş yapma eyleminden ötürü cezalandırılamayacağını” kaydetti. Bu uygulamanın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne göre özgürlük ve güvenlik hakkı, adil yargılanma hakkı ve ayrımcılık yasağının ihlali anlamına geldiğini vurgulayan Toköz, “Bu memurlar eylemlerini birçok kere tekrarlamıştır. Ülkede özgür bir birey olarak yaşama hakkına sahip olan müvekkil, cinsiyet kimliği, cinsel yönelimi ve cinsiyet ifadesi nedeniyle özgürlüğünün kısıtlandığını ve güvenliğinin kamu gücünü kullananlar tarafından tehlikede olduğunu düşünür ve çözüm üretemez hale gelmiştir” dedi.

-meyve-suyunu-hap-attim--4534266

Travesti , uyuşturucunun etkisiyle ne yaptığımı bilmiyordum .

ADANA’da, inşaat ve dekorasyon işleri yapan 49 yaşındaki Selahattin Orhan’ı boğazını keserek travesti öldürdüğü iddiasıyla yargılanan 26 yaşındaki Murat Fidan, müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

‘Meyve suyuna hap attım’

Merkez Sarıçam İlçesi’nde 30 Aralık 2013’te devriye gezen Jandarma ekipleri, Menekşe Köyü yakınlarındaki ağaçların arasında park halindeki 01 TV 774 plakalı kamyonette 2 çocuk babası Selahattin Orhan’ın cesedini buldu. İnşaat ve Dekorasyon işleri yapan Selahattin Orhan’ın Kilis’te çalıştığı, olaydan 10 gün önce Adana’ya döndüğü belirlendi. Ekiplerin yaptığı araştırmada Orhan’ın cinayetten 4 gün önce evden ayrıldığı ve kendisinden bir daha da haber alınamadığı ortaya çıktı.

Adana İl Jandarma Komutanlığı’nın kurduğu özel ekip, Selahattin Orhan’ın Otomobil ile geçiş yapabileceği güzergahlardaki mobese ve işyerlerine ait güvenlik kamerası kayıtları toplandı. 200 işyeri güvenlik ve MOBESE kamerasının kaydını inceleyen ekipler, olay günü Orhan’ın yanında bir kişinin olduğunu saptadı. Bu kişinin üzerindeki mont ile olay yerinde bulunan kanlı montun aynı olduğu da belirlenince, cinayeti Murat Fidan’ın işlediği saptandı. Ekipler, Fidan’ı Mersin’in Silifke İlçesi’ndeki Taşucu Limanı’nda bir restoranda garsonluk yaparken yakaladı.

’SANIKTAN CİNSEL İSTİSMAR SAVUNMASI’

Adana 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde ’kasten öldürme’ suçundan ömür boyu hapis cezası istemiyle yargılanan Murat Fidan savunmasında cinsel istismara uğradığını öne sürdü. Olay günü Selahattin Orhan’la uyuşturucu aldıklarını söyleyen Fidan, olayı şöyle anlattı:

“Arabayla seyir halindeyken daha önce aldığı esrarı bana verdi. Ben de esrarı sigara olarak sardım. Seyir halindeyken esrarı içtik. Daha sonra Selahattin elini bacağıma atarak okşamaya başladı. Ben kızınca şaka olduğunu söyleyerek konuyu geçiştirdi. Birlikte esrar içerek Çukurova Üniversitesi’nin arka taraflarına doğru ilerliyorduk. Ben fazla vaktim olmadığını geri dönmem gerektiğini söylememe rağmen aracı sürmeye devam etti. Ağaçlık alanda durup araçtan inerken tekrar elini bacağıma attı, çekmesini istedim şaka yaptığını söyledi. Bana ’Birazdan sakinleşirsin, yumuşarsın meyve suyunun içerisine hap attım’ dedi. İçtiğim esrar ve meyve suyunun etkisiyle kendimden geçmeye başladım. Bacağımda sıcaklık hissettim, tepki gösterdim ama sonra kendimden geçmişim. Kendime geldiğimde arabanın arka tarafındaydım, Selahattin ve benim pantolonlarım yarıya kadar inik olduğunu travesti gördüm. Arabada bulunan bıçağı alıp olayı nasıl gerçekleştirdiğimi hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde arabanın dışındaydım üzerimde kan vardı, Selahattin de arabanın içinde yatıyordu. Sonra oradan uzaklaştım. Aldığım uyuşturucunun etkisiyle ne yaptığımı bilmiyordum.”

Murat Fidan ayrıca, daha önce bir eşcinsel birinin kendisine sarkıntılık ettiğini bununla ilgili ceza aldığını da Selahattin Orhan’a anlattığını bu yüzden kendisini ’gay’ sanmış olabileceğini savunmasına ekledi. Ölen Selahattin Orhan’ın eşi Hava Orhan eşinin uyuşturucu kullanmadığını öldüğü gün üzerinde 5 bin lira para olduğunu arabayı teslim aldıklarında bu paranın olmadığını söyledi.

Mahkeme heyeti son sözünde pişman olduğunu söyleyen Murat Fidan’ı müebbet hapis cezasına çarptırdı, cezadan ise herhangi bir indirim travesti yapmadı.

853887-A05110538

Travesti , Paris ‘ te Türkiye ‘ yi bakın nasıl tanıttılar !

Fransa’da, yerli yabancı travesti birçok hazır giyim firmasını bir araya getiren “Who’s Next” Paris moda fuarının onur konuğu Türkiye standında Osmanlı’da eşcinsellik temalı parti düzenlendiği iddia edildi.

Paris’te yaşayan F.F. isimli bir kadının şikayetiyle ortaya çıkan skandala göre Büyükelçilik çalışanları DB. ve M.C.T.’nin bulunduğu ortamda yeniçeri kıyafeti giymiş iki erkek dakikalarca öpüştü. Ekonomi Bakanlığı’nın desteğiyle düzenlenen organizasyonda Osmanlı’da eşcinsellik temalı bir parti de düzenlendiğini öne süren F.F. şikayet mektubunda şunları yazdı:

” Paris’te ikamet eden bir türk vatandaşıyım. Who’s Next Paris fuarındaki Türkiye temalı party hakkında basından gizlenenleri paylaşmak istiyorum. Öncelikle bugün gazetelere yansıyan  fotoğrafların dışında çok daha vahim kareler travesti var. Üstü tamamen çıplak dansçılar, birbirleriyle öpüşen yarı çıplak erkekler gördük. Ne yazık ki şarjım bittiği için bunları çekemedim. Ama partinin aslı basına yansıyandan bin kat daha fena. Üstelik bu organizasyon Ekonomi Bakanlığı desteğiyle yapılıyor. Halkın parasıyla “Osmanlı’da Eşcinsellik” temalı bir parti düzenlediler. Ama asıl bomba haber ise partide Büyükelçilik çalışanlarının da bulunması. Üstelik gayet normal bir şekilde eğlenip dans etmesi. M.C.T ve D.B. Türkiye’nin adının yerler altına alındığı yeniçeri kıyafeti giymiş yarı çıplak erkeklerin birbiriyle öpüştüğü ve üstü tamamen çıplak dançıların gösteriler düzenlediği bu partide gayet mutluydular.”

İddiaya göre olayın hemen ardından Paris Büyükelçiliği’nde geniş çaplı bir soruşturma başlatıldı.

PARİS MODA FUARI’NDA TÜRKİYE’Yİ BÖYLE TANITTILAR

TÜRKİYE ONUR KONUĞUYDU

Fransa’nın başkenti Paris’te, İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçı Birlikleri’nin (İTKİB) katkılarıyla, Porte de Versailles sergi salonlarında başlayan fuarın bu yılki onur konuğu Türkiye olarak belirlendi. Türkiye’den Vakko, Özlem Süer ve Mehtap Elaidi gibi isimlerden oluşan yaklaşık 50 marka ve tasarımcının katıldığı fuarda, dünyanın çeşitli ülkelerinden 2 bini aşkın hazır giyim ve aksesuar markası yer alıyor.

timthumb

Travesti , Erdoğan verdiği sözleri tutmadı !

Cumhurbaşkanı adayının temel hak ve özgürlüklere duyarlı, din, dil, ırk ve travesti cinsiyet kavramları konusunda ayrımcı olmayan LGBTİ bireyleri ötekileştirmeyen bir aday olması gerektiğini belirten LGBTİ bireyler, adaylar arasında bu profile en yakın adayın HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş olduğunu belirterek, Demirtaş’ı destekleyeceklerini açıkladı.
İstanbul LGBTT Dayanışma Derneği aktivisti Ebru Kırancı, Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPoD) aktivisti Deniz Şapka ve Dersim Roşitiya Asme LGBTİ oluşumu üyesi Loren Elva, Cumhurbaşkanı adayları hakkında görüşlerini Dicle Haber Ajansı ile paylaştılar. Yapılan açıklama şöyle:
İstanbul LGBTT Dayanışma Derneği aktivisti Ebru Kırancı, özellikle CHP’nin sağcı-muhafazakar bir politika güden MHP ile ortak aday çıkarmasına şaşırdığını belirterek adaylar içinden HDP’nin adayı Selahattin Demirtaş’ı destekleyeceğini söyledi. Demirtaş’ın adaylar içerisinde LGBTİ bireyleri ötekileştirmeyen tek aday olduğunu belirten Kırancı, Cumhurbaşkanı seçilecek adaydan da LGBTİ bireyleri tanımaları gerektiğini söyledi. Kırancı, konuşmasında LGBTİ bireylerin maruz kaldığı ayrımcılığa da işaret etti.
“Demirtaş’ı destekleyeceğim”
Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPoD) aktivisti Deniz Şapka ise cumhurbaşkanı adayının temel hak ve özgürlüklere duyarlı, din, dil, ırk ve cinsiyet kavramları konusunda ayrımcı olmayan en önemlisi de kadın veya erkek olsun klasik “erkek kafasında” olmayan bir aday olması gerektiğini söyledi. Şapka 3 aday arasında saydığı bu özellikleri HDP’nin adayı Selahattin Demirtaş’ta gördüğünü ve kendisini destekleyeceğini söyledi.
“Artık kadın ve LGBTİ cinayetleri duymak istemiyorum”
Demirtaş’ı neden kendi adayı olarak gördüğünü dile getiren Şapka, ” Demirtaş’ın yıllarca bolca ayrımcılığın yaşatıldığı bir coğrafyadan geliyor olması ve aynı zamanda kendisinin de zamanında çok acılar çekmiş olması ya da acılara şahit olması benim kendisini aday olarak destekleme gerekçelerim arasında yer alıyor” dedi. Cumhurbaşkanı adayından taleplerinin anayasal eşitlik, nefret suçlarının anayasada yer alması, cinsiyetçi olmayan bir Türkiye olduğunu ifade eden Şapka, “Artık her gün kadın ve LGBTİ cinayetleri duymak istemiyorum” dedi.
“Erdoğan verdiği sözlerin arkasında durmadı”
Dersim Roşitiya Asme LGBTİ oluşumu üyesi Loren Elva ise Türkiye ve bölge illerinde örgütlenmeye başlayan LGBTİ’lerin bu sayede görünürlüklerinin arttığını söyleyerek, Cumhurbaşkanı’nın da kendilerini temsil etmesini istediklerini söyledi. 12 yıllık AKP iktidarı sürecinde yüzü aşkın LGBTİ bireyin katledildiğine dikkat çeken Elva, “AKP’nin Cumhurbaşkanı adayı Erdoğan başbakan olmadan önce verdiği sözlerin arkasında durmadı. Onun başbakanlık yaptığı dönemde yüzden fazla LGBTİ katledildi. Bunların katillerinden biri de bu ülkenin başbakanıdır. Bu nedenle herhangi bir ümidimiz yok kendisinden” dedi.
“Adayımız Demirtaş”
Elva, CHP ve MHP’nin ortak adayı Ekmeleddin İhsanoğlu’nun da kendileri için Başbakan Erdoğan’dan farkı olmadığını söyledi. Elva, “CHP dün Çorum’da Alevi halkını katleden, 12 Eylül darbesi sürecinde birçok trans kadına her türlü fiziki, psikolojik ve cinsel şiddet uygulayan bir hareketle ortaklaşarak samimiyetini ortadan kaldırmıştır “diye belirtti. HDP’nin homofobi ve transfobiye karşı verdiği mücadelenin önemli bir noktada durduğunun altını çizen Elva, üyesi olduğu Roştiya Asme LGBTİ oluşumunun HDP’nin adayı Demirtaş’ı destekleyeceğini ifade etti.

ne_boka_yaradi

Travesti ne halta yaradı normal olmak ?

“Her gün kafamıza vurduğunuz ‘normal’ – ‘anormal’ travesti ikiliğiyle bizde temiz bir parçayı öldürmektesiniz” diyen örgütlerin açıklamasının tamamı şöyle:

Ne boka yaradı normal olmak?

02 Temmuz 2014 öğle saatlerinde, Okyanus Efe Özyavuz adlı bir trans erkek hayatına son verdi. 17 yaşında başarılı bir sporcu olan Okyanus, sosyal medya hesabında intiharının ardındaki sebebe işaret ediyordu: “Ne boka yaradı normal olmak?”

Okyanus’u bir tek sözünden anlayan yüzlerce trans birey olarak size Okyanus’un neden öldüğünü açıklamak istiyoruz: Gözünüzü kapatın ve hayal edin… Sabah, kendinizi ait hissettiğiniz cinsiyete uymayan bir bedenle uyandığınızı hayal edin. Bir kıyafet gibi parçalayıp atamadığınızı, o tenle, o tene bakıp size ona göre davranan insanların gözleriyle, sözleriyle, tacizkâr öğütleriyle boğulduğunuzu hayal edin!

Kimsenin gerçekten kim olduğunuzu görmediğini, anlamadığını hayal edin… Herkesin sizi o ten size uymuyor diye ittiğini, yadırgadığını, gittikçe içinize gömüldüğünüzü hayal edin! Dayanamıyor musunuz? Değişin? Sonsuza kadar kendinize yalan söylemek veya dünyayı karşınıza almak arasında seçim yapın. Her şeye karşı gelip, “anormal” olarak fişlenmeye boyun eğip kendiniz olabilmek için değişin… Yine de ömrünüzce “normal” kabul edilmemeye katlanmayı hayal edin…

Okyanus’un cinsiyet kimliğine itibar ediyoruz

Şu an bizi bir parça olsun anlasanız bile, bu haberi farklı bir isimle yayınlayacağınızı biliyoruz ve ısrarla “Okyanus” diyoruz. Onun giyimi ve seçtiği ismiyle ifade ettiği erkek kimliğine, devletin doğumda bacak aramıza bakarak tahsis ettiği kadın kimliğinden daha fazla itibar ediyoruz. Ve itham ediyoruz! Okyanus’u siz öldürdünüz, gazeteci, anne, baba, öğretmen, ağabey, abla, sevgili olan siz! Koşulsuz sevmeyi bilmeyen siz, her gün bize kafamıza vurduğunuz “normal” – “anormal” ikiliğiyle bizde temiz bir parçayı öldürmektesiniz.

Biz trans bireyler her gün, her an; sizlere rağmen yaşıyoruz. Tümüyle kurgu olan, kimsenin sığamadığı, o yere batası “normal”i korumak için; aile, toplum, devlet baskısı ile bizi sindirmeye çalışıyorsunuz. Sinmiyoruz! Varoluşumuz için özür dilemeyeceğiz! Bizi yok sayıyor, tuvaletlerden meslek okullarına kadar her şeyi kendi “normal”inize göre düzenleyip ağır ayrımcılıklar yaşamamıza yol açıyorsunuz. Yine de var olmaya devam ettiğimizde veya temel insan haklarımız için itiraz ettiğimizde her tür şiddetle, ölümle ve/veya intiharla bizi sınıyor, yok etmeye çalışıyorsunuz. Bitmeyeceğiz!

Faili devlet, faili toplum, faili “normal!”

Yeni Nefret Suçları Yasası’na LGBTİ’lerle ilgili maddeler eklemeyerek; devletin, şiddet tehlikesi altındayken bile bizleri görmezden gelmesi; bu ülkede trans bireylerin yaşam hakkına kastedildiği anlamına gelmektedir. Devletin; polisi, öğretmeni, doktoru, kanunu, yönetmeliği vasıtasıyla yol açtığı, yaşadığımız her türlü ayrımcılığın gerçekleşmesinde pay sahibi olması; barınma, eğitim, istihdam gibi temel haklarımıza sık sık sırf cinsiyet kimliğimiz nedeniyle erişmemizin engellenmesi; bu cinayetlerin ve intiharların zeminini oluşturan nedenlerden sadece bir kaçıdır. Duyuruyoruz: Faili devlet, faili toplum, faili “normal!”

Tertemiz bir parçamızı daha öldürdünüz; ama işte buradayız! Sessiz kalmayacağız! Örgütlenerek, dayanışarak, omuz omuza vererek karşınızda dimdik duruyoruz! Yok saymanız, görmezden gelmeniz, şiddetiniz hatta ölüme sürükleyişleriniz dahi bunu değiştiremeyecek. Kafanızı başka yere çevirseniz de yine bizi göreceksiniz. Alışın, varız, buradayız, gitmiyoruz!

0000

Travesti , Müslümanlığım ve cinselliğim birbirleriyle barıştı

Avustralya’da Müslüman LGBTİ’lerin (lezbiyen, gey, biseksüel, travesti , interseks) oluşturduğu MARHABA adlı grup, anaakım İslam alimlerinin heteroseksist söylemlerinin dışında, kapsayıcı bir din anlayışını savunuyor.

Dün yayınladığımız “Müslüman LGBTİ’lere MARHABA” haberinin ardından pek çok kişi İslam ve LGBTİ’lerin asla bir arada düşünülemeyeceğine dair yorumlar yapsa da kendini Müslüman olarak tanımlayan LGBTİ’lerin kendilerini ifade edebilecekleri bir alan yaratabilmesi oldukça önemli.

Şimdi söz, MARHABA’nın cinselliği ile inancını ayrı gayrı düşünmek zorunda olmadığını söyleyen eşcinsel imamında.

Eşcinsel bir imam olarak, İslam’a dair kafanızdaki soru işaretlerini nasıl aştınız?
İslam çalışmalarımın başında, gey bir imam olmayı geçtim, gey ve imam kelimelerinin aynı cümle içinde geçebileceğine dahi ihtimal vermiyordum. Eşcinsel bir imam olarak, hem kendi içimde, hem de dışarıda pek çok zorlukla karşılaştım, bunlar hâlâ devam ediyor. Ancak İslam bilgimi genişlettikçe kendimi kabul etmeyi öğrendim. Böylece Allah’la ilişkimin daha da güçlendiğini fark ettim. İnsanlar Allah adına acımasız laflar ediyorlar. Pek çok insan, cinsellikleri ile İslam’ı bağdaştırma konusunda sıkıntı yaşıyor. Ben anahtarın eğitim olduğuna inanıyorum. Daha fazla çalışıp analitik olmayı öğrendikçe, eleştirel düşünce geliştirdikçe Müslümanlığım ve cinselliğim birbirleriyle barıştı. Cahildim ve İslam’ın benim böylesi sıkıntılar çekmemi istemediğini anlayamadığım için acı çekiyordum.

Pek çok Müslüman, eşcinselliğin İslam’da çok büyük bir günah olduğunu düşünüyor ve Müslüman LGBTİ’lerin yaşadığı zorlukları tartışmaktan bile imtina ediyor. Siz LGBTİ’lerin İslam’daki yerini nasıl yorumluyorsunuz?
Herhangi bir kişiyi İslam adına dışlamayı haklı çıkarmaya çalışanlar, İslam’ın temelinde Allah yoluna davet felsefesi olduğundan habersizler. Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.a.v.) “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın, müjdeleyin, nefret ettirmeyin” demiştir. Hz. Muhammed (S.a.v.) 23 yıl boyunca peygamberdi. Yalnızca bu süre zarfında tüm Arap Yarımadası’nı Müslümanlaştırdı. Bazı kaynaklar veda hutbesinde 100 bin kişi olduğunu söyler. Bu da kapsayıcı bir İslam anlayışını hayata koyması ve günahkârlara bile Allah’tan ümidi kesmemelerini öğütlemesiyle mümkün olmuştur. Allah’la ilişkimizi güçlendiren ve yaratılanlarla barış içinde olmamızı sağlayan kapsayıcı bir İslam anlayışından uzaklaştığımız için bugün bu hale geldik diye düşünüyorum. Hristiyanlara, Yahudilere ya da inançsızlara düşman olmayan böylesi bir İslam’da LGBTİ’ler dâhil tüm Müslümanlara yer var.

Pek çok İslam âlimi İslam’da LGBTİ’lere yer olduğunu savunan yaklaşımları şiddetle kınıyor ve ilerici Müslümanları “gerçek İslam” dedikleri şeyden kopmakla suçluyor. Sizce anaakım, heteroseksist İslam anlayışını benimseyen Müslümanlar, LGBTİ Müslümanları tehdit olarak algılamaktan nasıl vazgeçecek?
Her âlimin sözleri, Hz. Muhammed’in (S.a.v) sözleriyle tartılmalıdır. Aklıma Kelime-i Şahadet getirerek Müslüman olan birini bunu korkudan yaptığını düşündüğü için kılıçla öldüren bir sahabenin hikâyesi geliyor. Hz. Muhammed (S.a.v.) bu sahabeye “nereden biliyorsun?” diye sormuş, “göğsünü samimiyetini görmek için mi yardın?” Pek çok sözde âlim, sanki kendi haklarıymış gibi, kolayca ve hemencecik, insanları İslam’ın dışına itiveriyor. Farklı düşüncelerin olması iyi bir şeydir ama aşırıcılık da eğitim ve reformla aşılabilir. Reform, İslam tarihinin her zaman bir parçası olageldi, dolayısıyla Müslüman LGBTİ’ler bir tehdit olarak görülmemeli.

İslamofobi’nin yaygın olduğu pek çok Batı ülkesinde çifte ayrımcılık yaşayan Müslüman LGBTİ’ler cinsellik ve maneviyat arasında bir köprü kurma potansiyeli taşıyorlar mı sizce?
İflah olmaz bir iyimser olarak Müslüman LGBTİ’lerin cinsellik ve maneviyat arasında bir köprü kurma potansiyeli olduğuna yürekten inanıyorum. Bunun için dünyanın farklı yerlerinden çeşitli alanlar oluşmaya başladı zaten. Gey ve imam kelimelerinin aynı cümle içinde geçebileceğini düşünebiliyoruz artık. Önyargılar çok fazla, pek çok kişi haklı olarak hâlâ gizli kalmayı tercih ediyor. Yine de Paris’te, Kanada’da eşcinsel dostu camiler açılıyor. Güney Afrika’dan, ABD’den, İngiltere’den eşcinsel imamlar seslerini duyurmaya çağırıyor. Aralarında MARHABA’nın da olduğu pek çok örgüt “başka bir İslam mümkün” diyor.

ALINTIDIR BİANET…

00

Travesti Çağla ‘ nın katili mahkemede !

Geçen Nisan ayında ilişkiyi girdiği travesti den kadın olmadığı gerekçesiyle parasını geri isteyen H.T., çıkan tartışmada 2 travestiden 1′ini öldürüp, diğerini de yaralamıştı. H.T. hakkında hazırlanan iddianamede, müebbet hapis cezası istendi.

50 LİRAYA ANLAŞTILAR

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Çocuk Büro’da görevli savcı tarafından hazırlanan iddianamede, 17 yaşındaki H.T.’nin 22 Nisan gecesi arkadaşı T.M. ile eğlenmek için Beyoğlu’na gittiği belirtildi. İddianamede, iki arkadaşın Tarlabaşı’nda görünümleri ve davranışları itibariyle kadın olduklarını zannettikleri iki kişi ile birlikte olmak için kişi başı 50 TL karşılığı anlaştıkları dile getirildi.

TRAVESTİ OLDUĞUNU FARK EDİNCE…

Şüpheli H.T.’nin “Çağla”, arkadaşı T.M.nin de “Esmer” adlarını kullanan kişilerle birlikte olmak için Balo Sokak’ta bir eve gittikleri belirtilen iddianamede, Çağla ve Esmer’in travesti olmaları nedeniyle tartışma yaşandığı belirtildi. İddianamede, “H.T., Çağla’nın travesti olmasını ileri sürerek parasını geri istedi” dendi.

TABANCASINI ÇEKTİ

İddianamede olayın devamı şöyle anlatıldı: “Çağla’nın parayı vermemesi üzerine tartıştılar. H.T., olay kavga boyutuna varmadığı halde üzerinde taşıdığı tabancayı çekerek, önce salon kısmında yatan üçüncü travesti ‘Nalan’ isimli M. K.’ya ardından da Çağla isimli İ. Ö.’ye (25) ateş etti. İ.Ö., göğsünün tam ortasından girip sağ kürek kemiği üzerinden çıkan ateşli silah mermisi yaralanmasına bağlı olarak öldü.”

SİLAH BAHÇE’DEN ÇIKTI

Olaydan sonra kaçan H.T.’nin iki gün sonra Cinayet Büro Amirliği’ne gelen telefon ihbarı üzerine Bahçeşehir’de oturduğu mahallede yakalandığı ve üzerinde olayda kullanılmayan başka bir ruhsatsız tabanca bulunduğu belirtildi. İddianamede, H.T.’nin olayda kullandığı silahı da oturdukları villanın karşısında bulunan komşularına ait villanın bahçesine gömdüğü belirtildi.

YAŞ İNDİRİMİ İSTENDİ

İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulan iddianamede, H.T.’nin “Kasten adam öldürme” suçundan müebbet hapis, “Kasten adam yaralama” ve “Ruhsatsız silah taşıma” suçlarından da 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanması istendi. H.T.’nin suç tarihinde 18 yaşın altında olduğu kaydedilen iddianamede yaş indirimi istendi. Savcı, indirim sonrası H.T. hakkında 10 yıl 6 aydan 16 yıla kadar hapis cezasına hükmedilmesini istedi. İddianame, mahkeme tarafından kabul edildi.

 

000

Travesti , Tayyip ver bir duduş !

Beyoğlu’nda bu yıl 22. kez düzenlenen LGBTİ  travesti Onur Yürüyüşü polis engeline takıldı. Fransız Konsolosluğu önünde TOMA destekli çevik kuvvet polisleriyle etten duvar ören emniyet kimsenin Taksim Meydanı’na çıkmasına izin vermedi. Gazi Parkı ve Atatürk Anıtı da polis çemberiyle kapatıldı.

LGBTİ Onur Yürüyüşü 2003’te 30 kişiyle başladı. 2010 yılında yürüyüşe katılanların sayısı yaklaşık 5000 kişiydi. Geçtiğimiz yıl Gezi Parkı protestolarının ardından düzenlenen yürüyüşte yaklaşık 50 bin kişi vardı.

Polis saat 17.00’de başlayacağı açıklanan yürüyüş öncesinde, İstiklal Caddesi’ni Fransız Konsolosluğu önünden kapattı ve Taksim Meydanı’na geçişlere izin vermedi. Yürüyüşe yaklaşık 1 saat kala da Gezi Parkı ve Atatürk Anıtı’nın etrafı polis tarafından çevrildi. Polis Taksim Meydanı’na girmek ve yürüyüşü buradan başlatmak isteyen kalabalığa izin vermedi ve İstiklal Caddesi’nde yürüyebileceklerini söyledi.
Yürüyüşten yaşanan gelişmeler:

Bunun üzerine yürüyüş polislerin önlem aldığı noktadan başladı. Yürüyüşte yurtdışından gelen grupların yanısıra, çocukları eşcinsel olan anneler de vardı. Anneler grubun önünde yürüyerek, “Benim çocuğum trans”, “Annenim yanındayım” ve “Koşulsuz sevgi mümkün” yazılı dövizler taşıdı. Kortejde birbirinden görkemli kıyafetler de yer aldı. Yürüyüşte en çok ilgi gören isim Trans Kraliçesi seçilen Yankı Bayramoğlu oldu.

NEREDESİN AŞKIM?

Geçtiğimiz yıl Gezi Parkı protestolarının ardından düzenlenen LGBTİ Onur Yürüyüşü’nün belki de en çok akılda kalan sloganı “Neredesin aşkım?” olmuştu. Slogan bu yılın da en çok söylenenleri arasındaydı. Grubun bir kısmı, “Neredesin aşkım?” diye bağırırken, diğer kısmı da “Buradayım aşkım” diye yanıt verdi. Yürüyüşte, “Faşizme karşı bacak omuza”, “Velev ki i…yiz”, “Dünya yerinden oynar i…ler özgür olsa” ve “AKP defol i…ler burada” sloganları attı. İstiklal Caddesi’nden geçenler yürüyüş kortejine alkışlarla destek verdi.

KONSOLOSLUKTAN BAYRAKLI DESTEK

İngiltere Konsolosluğu’nun twitter’daki adresinden yayınlanan mesajda, İngiliz bayrağının altında eşcinselleri temsil eden gökkuşağı bayrağının dalgalandığı bir fotoğrafla birlikte, “Bugün Taksim’de gerçekleşecek LGBT onur yürüyüşünü @UKinTurkey olarak destekliyoruz” denildi.

Öte yandan ABD Konsolosu Charles Hunter, “Eşcinselim ve LGBTİ’nin onur haftasında ben de varım” açıklamasında bulundu.

100 BİN KİŞİ KATILDI
Bu yıl ‘Temas’ başlığı altında organize edilen, LGBTİ’lerin hak mücadelelerinin ve taleplerinin gündeme taşındığı 22. İstanbul LGBTİ Onur Haftası, saat 17:00”de, Taksim’de yapılan 12. LGBTİ Onur Yürüyüşü ile son buldu.

Lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve interseks harekete destek veren 100 bin kişinin katıldığı ve yaklaşık 3 saat süren yürüyüşte “Dönmeler olmadan anayasa olmaz”, “Nerdesin aşkım, burdayım aşkım”, Homofobik değil toma fobiğiz”, Homofobik devlet yıkacağız elbet”, “Aşk, aşk! Hürriyet uzak olsun nefret”, “Susma haykır eşcinseller vardır”, “Dünya yerinden oynar ibneler-dönmeler özgür olsa” gibi sloganlar atıldı.

Demirören Alışveriş Merkezi’nin önünden geçerken “AVM’ler yıkılsın, Tayyip altında kalsın”, “Demirören’e karşı ses çıkar” diye bağıran kitle “Bu daha başlangıç mücadeleye devam” diyerek Gezi Direnişi’ne de selam yolladı. Türkiye’nin en kitlesel yürüyüşüne sanat, siyaset, medya dünyasından da pek çok tanınmış isim destek verdi.

Lambdaistanbul’un ev sahipliğinde organize edilen yürüyüş, Taksim Meydanı’ndan başlayıp Tünel’de okunan basın açıklamasıyla son buldu:

İŞTE OKUNAN BASIN AÇIKLAMASI:
2013 yazında zaman ve mekan tüm anlamını yitirmişti zira kısacık bir aya bir ömür, küçücük bir parka bir dünya sığdırmıştık. Ufkumuzun ne kadar dar, çemberimizin ne kadar geniş olduğunu fark etmiştik. 2013 Onur Haftası başladığında temamız “Direniş”ti, tüm hayatımız direnişti, hala da öyle… Hepimiz birer direnişçiydik çünkü onurlu bir yaşam sürmenin yolu direnmekten geçiyordu. 2013 İstanbul LGBTİ Onur Yürüyüşü sona erdiğinde, bir daha hiç yalnız hissetmeyeceğimizi biliyorduk. İstiklal Caddesi’ni gökkuşağı renkleriyle kaplayan onbinlerce kişi, biricik ve birlikte, öfkeli ve neşeli, tüm insanlığı kuşatan, özellikle yaşadığımız topraklarda son yıllarda daha da saldırganlaşan, adına “ahlak” denilen, “normal” denilen, “namus” denilen baskı araçlarının gölgesinde kalmamak için hep birlikte bağırdık.

Örgütlü mücadelemizin 22.yılında temas etmenin anlamı değişmişti, artık dokunmak her zamankinden daha vazgeçilmezdi. Birbirimize dayanışmayla, şefkatle, aşkla dokunduk. Birbirimizin gözyaşını sildik, karnını doyurduk, arkadaşlarımızın yasını tuttuk. Birbirimiz için sustuk, konuştuk, bağırdık. Bizi birbirimizden koparan, izole eden bu şehirde, kendimize benzeyen insanları bulmaya çalışarak geçirdiğimiz tüm o zamanı nasıl da boşa harcadığımızı gördük. Çünkü benzemeyenlerin yan yanalığıydı bazen en özgürleştirici olan.

Bu deneyimin ardından 2014 senesinde 22 senelik örgütlü mücadelemizin kazanımlarını meydanlarda görebiliyoruz. Ancak nefret tohumunun nasıl da rahat ekildiğini, hızla yeşerdiğini yıllardır biliyoruz. Buna karşı, homofobik transfobik şiddet ile mücadelemiz devam ediyor. Çok değil bundan bir yıl once anayasa yazım sürecinde AKP hükümetinin LGBTİ gerçekliğine yaklaşımını hep beraber gördük. Demokratikleşme adı altında sunulan ayrımcılık yasasında LGBTİ’leri görmezden gelmesi ise hepimizin malumu. Bugün hala yaşam hakkımız başta olmak üzere barınma ve çalışma gibi temel insan haklarımız güvenceye kavuşturulmuyor. AKP hükümetinin LGBTİ varoluşları tanımaması, hedefi olduğumuz nefret suçlarının teşviki anlamına geliyor.

Oysa bugün bir kez daha gösterdik ki bizler artık bir avuç olmaktan çıkıp kapanan gözlere, tıkanan kulaklara inat kalabalık bir haykırışa dönüştük. Şiddeti ve baskıyı nasıl da kahkaha ve dayanışmayla, el ele ve kol kola yendiğimizi akılda tutarak temas ediyoruz, yansak da dokunuyoruz. Suya sabuna dokunmamızı istemiyorlar, oysa biz biliyoruz ki bu pisliği temizleyecek su da sabun da biziz. Tartışacak onlarca meselemiz var ancak işbirliği yapabileceklerimiz onlardan çok daha fazla.Yıkmamız gereken bir zorbalık düzeni, kurmamız gereken yepyeni bir dünya var. Artık uzak durmanın değil, temas etmenin zamanı!