kiliseopucuk

Travesti inkar etmek kendine yalan söylemektir

Travesti inkar etmek kendine yalan söylemektir

En tutucu yapıların bile çağın gereklerine göre kendilerini yenileme ihtiyacını hissetmeleri başlı başına bir adım. Akıbeti bu yoldaki samimiyet ve cesaret belirleyecek çünkü zamanın ruhunu inkâr etmek kendine yalan söylemektir. Ve insanın hakikati, kendi olmak istediğidir.
Zamanın ruhu, kıymetli bir kavram. Toplumların yerel özelliklerinden, farklılıklarından bağımsız olarak insanlığın belli bir zaman dilimini paylaşmasından kaynaklanan ortak bir algı dünyası gerçekten de var. Dolayısıyla zamanın ruhu en geleneksel kurumları bile değişime hatta dönüşüme zorlayabiliyor. Yakın dönemde bunun en belirgin örneklerinden biri Katolik Kilisesi’nin evlilik, boşanma, kürtaj ve eşcinsel birlikteliklerle ilgili raporunda görüldü.
Katolik Kilisesi tarihinde 3. kez düzenlenen ‘Olağanüstü Piskoposlar Sinodu’nun, bir haftalık çalışmanın ardından yayınladığı ara raporda  ‘eşcinselleri kucaklamak’ başlığı özellikle dikkat çekiyordu. Ara raporda şu önemli sorular yer alıyordu: “Eşcinsellerin Hıristiyan cemaatine sunabilecekleri yetenekleri ve özellikleri var. Biz bu insanları kucaklayabilecek miyiz, onlara cemaatlerimizde kardeşçe bir yer verebilecek miyiz? Onlar çoğunlukla kendilerini kucaklayan bir ev gibi bir Kilise bulmayı umuyorlar. Cemaatlerimiz bunu sağlayabilecek, aile ve evlilik konusundaki Katolik doktrininden taviz vermeden onların cinsel yönelimini kabul edip değer verebilecek kapasitede mi?”
Bu sorular, modern günlük hayatın bütün resmi kurumlara olduğu gibi Kilise’ye de dayattığı konu başlıkları. Zamanın ruhu, geleneksel muhafazakâr kalıplarla yetinmenin Semavi dinlerin kapsayıcılığı açısından doğru ve yeterli olamayacağını gösteriyor.
Gel gör ki değişikliklere direnç gösteren, kendi mutlak değerlerini korumayı öncelik bilen Kilise açısından ‘açılım’ yapmak o kadar da kolay değil. Nitekim nihai değerlendirme raporunda fikir ayrılığının sürdüğü görüldü. Eşcinseller ve boşanıp yeniden evlenenlerin Kilise’ye yeniden dönüşüyle ilgili maddeler, yüksek kabul oyu almasına karşın, 3’te 2 çoğunluk sağlanamadığı için kabul edilmedi. Raporda sadece erkekler ve kadınların saygı ve duyarlılıkla eşcinsel eğilimleri kabul etmeleri gerektiği ifade edildi. Evliliğin Tanrı’nın belirttiği haliyle bir kadın ve bir erkek arasında olacağı çizgisinden geri adım atılmazken eşcinsellere kucak açılması üzerinde duruldu.
Esas belirleyici olan Sinod’un bir yıl sonra yapacağı toplantılar olacak. O zamana kadar da besbelli Kilise’nin inançlı eşcinsellerin de aidiyet hissedebileceği bir ufka kavuşması için mücadele ve tartışmalar sürecek. Zira ‘kabul etmek’ ve ‘kucaklamak’ eşit bir ilişkiyi değil üstten bir ‘hoşgörü’yü ifade ediyor ve bu haliyle halen çok sorunlu.
Sinodla aynı günlerde  Patrikhane Dinler Arası Diyalog Sorumlusu Sahak Episkopos Maşalyan da Hong Kong Üniversitesi’nde  ‘Cinsiyet Oluşumunda İnancın Etkisi: Ortodoks Kilisesi Bakış Açısı’ başlıklı sunumunu yapıyordu. Maşalyan Doğu Ortodoks Kilisesi’nin kendine has muhafazakâr yapısını vurgulamakla birlikte cinsel ahlak ve günahların cinsiyetçi algılanışı konularında ufuk açıcı saptamalarda bulundu.
Batıdaki bazı Protestan kiliselerinin ‘kutsal yazılardan ve gelenekten ödün vererek yeni bir dinsel yaklaşım oluşturduğunu, lezbiyen ve gey evliliklerinin onaylanıp dini nikah kıyılması gibi konularda yeni bir din olma niteliğinde adımlar atılmaya başlandığı’nı belirten Maşalyan, özellikle Ortodoks kiliseleri olmak üzere Hristiyanlığın ezici çoğunluğu tarafından bu yeni dinin kabul görmediğini savundu.
Buna karşın Maşalyan’ın cinsel günahların tanımı ve cinsiyetçi boyutuna dair söyledikleri hayli ilerici. “Doğuyu esir almış onca adaletsizlik, haksızlık, zulüm, kıyım, cehalet, yoksulluk ve eşitsizlik çığ gibi çoğalırken, dinsel enerjinin ve dikkatin özellikle ve en temelde cinsellik üstüne yoğunlaşması ruhsal bir yanılgıdır” diyen Maşalyan şöyle devam etti: “Üstelik cinsel günahların doğuda algılanışı oldukça cinsiyetçidir. ‘Namus’un taşıyıcısı kadındır. Evlenmeden önce kadından bakirelik beklenir, erkekten değil. Bu kesinlikle dinden kaynaklanan bir tavır değildir. Günahın cinsiyeti de yoktur.”
Namus ve günah kavramları son derece tartışmalı. Maşalyan, LGBT sorunlarının hukuki açıdan bir insan hakkı sorunu olarak savunulması ve saldırıya, aşağılama ve nefret suçlarına karşı korunması gerektiğini belirtirken, ideolojik  olarak ‘LGBT ve feminist lobilerin felsefesi ve ideolojisine boyun eğmek zorunda olunmadığı’ kanaatinde.
Elbette benim açımdan Ermenilik bağlamında da olduğu üzere lobi sözünden rahatsız olmamak mümkün değil. Keza hayatları uğruna kimlikleri ve varlıkları için mücadele veren LGBTlerin kendi talep ve beklentilerinin esas alınması gerekir. Ama en tutucu yapıların bile çağın gereklerine göre kendilerini yenileme ihtiyacını hissetmeleri başlı başına bir adım. Akıbeti bu yoldaki samimiyet ve cesaret belirleyecek çünkü zamanın ruhunu inkâr etmek kendine yalan söylemektir. Ve insanın hakikati, kendi olmak istediğidir.

oykuay

Travesti büyük dayanışma defilesine ramak kaldı

Travesti büyük dayanışma defilesine ramak kaldı
Öykü Ay travesti Dayanışma Defilesi’ni anlatıyor: LGBTİ misafirhanesinin kötü şartlarının iyileştirilebilmesi ve huzur evi haline getirilebilmesi için bu defileyi yapıyoruz. Biz arkadaşlarımızla en gözde mekanlarda gezip eğlenebiliriz ancak zor durumda olan arkadaşlarımız imkanlarının kısıtlı olması sebebi ile bu mutluluklardan yoksun kalıyor.
travesti Dayanışma Defilesi (Trans Fashion Show) kurucularından Öykü Ay ile konuştuk:
Merhabalar öncelikle bana vakit ayırdığınız için teşekkürler ablacığım. Sormak istiyorum Öykü Ay kimdir?
Malatya Akçadağ’da 1975 yılında doğdum. 39 yaşımdayım. Hayatımı seks işçiliği ile kazanmaktayım.  Efemine tarzımdan dolayı ailemden ayrılmak durumdan kaldım. Uzun yıllardır ailemle görüşmüyordum ancak artık görüşüyorum. En çok sevdiğim ağabeyim ile 22 yıldır görüşmüyorum.
Peki şu an Öykü Ay neden insanlara yardım ediyor? Çok mu çile çekti yoksa vicdanını mı rahatlatmak istiyor ve sadece LGBTİ bireylere mi yardım ediyor?
Çok zorluk çektim ve insanları tanıyamıyordum. LGBTİ birey olarak bir Bülent Ersoy bir Zeki Müren ve bir de kendimi bilirdim. İstanbul’a geldiğimde kimsem yoktu ve çok zorluklar çektim, dövüldüm sövüldüm, parklarda yattım, metro duraklarında yattım ve sokaklarda yattım. Açtım param yoktu ancak bunları cinsel kimliğimi ve kendi hayatımı yaşayabilmek için bunları yaşadım ve bu zorluklar belki bana ders olacaktı veya kamçı olacaktı. Kendim için çok yaşadım, o dönemlerde seks işçiliğine başladığımda Tarlabaşı’nda arkadaşlarım çok yardımcı olmuşlardı. Otostop yapmaya başladığımda ilk çıktığım gün dayak yemiştim ve ilk bir hafta hiç para kazanamamıştım. Yanında gezdiğim arkadaşım bana para vermişti ve ben çok mutlu olmuştum çünkü param yoktu, açtım. Mini etek giymiştim ancak ayaklarımda erkek ayakkabıları vardı ve kafamda peruk dahi yoktu. Arkadaşımın emaneten verdiği kremlerle sakalımı gizlemeye çalışırdım.
Sefaköy’de bir arkadaşımın evine gitmiştim ve otururken çok dua etmiştim o gece orda kalabilmek için çünkü kalacak yerim yoktu ve hava çok soğuktu. O arkadaşlarımla şuan çok samimiyiz çünkü o dönemde bana sahip çıkmışlardı, bana yardımcı olmuşlardı.
Sonradan zaman geçtikçe birçok yere savruldum.  Şu an o dönemleri hatırladıkça gurur duyuyorum kendimle çünkü çok insan tanımıştım ve çok zorluğun üstesinden gelmiştim. O dönemde tanıdığım arkadaşlarımın hepsinin durumu çok iyiydi sevgilileri vardı ben ise o dönemlerde hayatta kalabilmenin savaşını veriyordum.istanbul travestileri
Sadece LGBTİ bireylere yardım etmiyorum. Yardıma muhtaç olan tüm insanlara yardımcı olmaya çalışıyorum. Ancak önceliğim LGBTİ arkadaşlarım. Gerek hapisteki LGBTİ arkadaşlarım gerek doğudaki arkadaşlarım gerekse de Türkiye’nin her noktasında zor durumda olan arkadaşlarımıza ulaşmaya çalışıyorum. Gücüm yettiğince olduğu ve kaldığı ilçelere de gitmeye çalışıyorum. İnsanların bana ulaştırdığı yardıma muhtaç bireylere ulaşmaya çalışıyoruz. Örneğin; ailesi tarafından bir bağ evine hapsettirilen arkadaşımız vardı veya ailesinden kopamayıp onlarla yaşayıp mutlu olamayan arkadaşlarımız da vardı
Örneğin benim gibi, ben de aileme bağlıyım kopamıyorum ancak mutluda değilim.
Hayır hayır aksine sen çok modern düşünen ve modern kalıplarda bir insansın o bireylerin bakışını bile görsen anlarsın. Ben daha çok LGBTİ bireylere yardım etmek istiyorum çünkü; devlet LGBTİ Bireylere yardımcı olmuyor sahip çıkmıyor. Bizim olanak ve imkanlarımız çok kısıtlı.  Ben bu yüzden LGBTİ bireylere yardım ediyorum, aslında ben değil herkes ediyor. Edirne’den Kars’a herkes yardımlarını bana ulaştırıyor ve ben de yardıma muhtaç bireylere ulaştırıyorum.
Yani ben elçiyim diyorsunuz?
Evet! Hiç bir derneğe, siyasi partiye, şirkete ve örgüte üye veya bağlı değilim. Tüm bu yardım ve destekleri bireysel olarak, Öykü Ay ve melekleri olarak sağlıyorum. Ben sadece elçiyim onlar bana güvendikleri ve sevdikleri için bu yardımları benim aracılığım ile iletiyorlar zira birçok yardım isimsiz ve gizli geliyor bana. Ben zaten yalnız olarak bunun üstesinden gelemezdim. Belki bir adım gidebilirdim ancak arkadaşlarım ve dostlarım sayesinde beş adım gidebiliyorum.
Bir kaç gün önce bir haber gördüm, bence emsali olmayan bir haberdi. Şişli Belediyesi’nin LGBTİ bireylere ücretsiz olarak sağlık hizmeti sunma projesi başlattığını gördüm. Siz ne düşünüyorsunuz?
Ben o haberi okuduğumda tüylerim diken diken oldu. Şişli belediye Başkanı’nı gördüğüm zaman ellerinden öpeceğim. Akabinde özel kalem müdürü Boysan’ı da öpüyorum, kendisi de bir LGB travesti İ birey. Umarım bu proje diğer belediye başkanlarına da örnek olur. Gerçekten örnek bir davranış. Şişli belediye Başkanı’nı saygıyla ayakta alkışlıyorum. Gururluyum!
Peki, gelelim 20 Kasım perşembe gecesine. Benim de medya, basın ve web tasarım sorumlusu olduğum, Trans Dayanışma Defilesi’ne (Trans Fashion Show). Bu defilenin amacı nedir?
Evet, 20 kasım 2014 perşembe gecesi saat 19:30 ile 23:30 arasında Club XL bünyesindeki On İstanbul Club’te düzenlenecek ve sahibi Hüseyin bey ücretsiz bir şekilde kabul etti ve teknik açı dışında ücret alınmayacak. Kendisini çok kutluyorum desteğinden dolayı.
Defilenin amacı ise; Avrupa’da düzenli olarak ülkemizde ise ilk kez yapılacak olmasından dolayı çok gururlu ve heyecanlıyım. İstanbul’da bulunan ve İstanbul LGBTT Derneği’nin kurmuş olduğu LGBTİ misafirhanesinin kötü şartlarının iyileştirilebilmesi ve huzur evi haline getirilebilmesidir. Ayrıca yeni nesile örnek olabilmesi adına düzenliyoruz. Biz arkadaşlarımızla en gözde mekanlarda gezip eğlenebiliriz ancak zor durumda olan arkadaşlarımız imkanlarının kısıtlı olması sebebi ile bu mutluluklardan yoksun kalıyor. Bu defilenin ana oluşumu ise; seks, uyuşturucu ve fuhuş dışında sosyal aktivitelerde de olabileceğimizi insanlara göstermek ve biz de varız diyebilmektir.
Eklemek istedikleriniz var mıdır bu ifadelere?
Ben tüm LGBTİ derneklerini destekliyorum ancak üyesi değilim her hangi bir derneğin bana telefon açması durumda destekçi olabilirim elbette.  Zira tüm LGBTİ dernekleri bu defilede bizlere destekçi. Hepsi bizim yanımızda olduklarını gerek kurucuları gerekse de üyeleri aracılığı ile iletti.
Tüm dernekleri ve herkesi dayanışmaya davet ediyorum. Bana fikir olarak katılmayan LGBTİ  bireyleri varsa da bana ulaşarak fikirlerini belirtebilir ve bu şekilde daha donanımlı ve daha sağlıklı bir projeye imza atmış oluruz. Herkesin düşüncelerine saygım var.
Peki, birçok bireyin de düşüneceği o soruyu sormak istiyorum. Defilenin geliri nerede muhafaza edilecek?
5 kişilik bir komisyon oluşturuldu ancak şuan bu röportaja isim vermem doğru olmaz. Bu komisyonda toplanacak olan gelire ise el dahi sürmeyeceğim. Komisyon paranın nerede tutulacağına ise kendisi karar verecektir.
Biliyorum ki defilenin girişleri ücretli olacak ancak bu ücretler hazırlamış olduğunuz; T-Şort, boxer ve farklı kıyafetler karşılığında olacak doğrudur değil mi?
Evet bilet anlamında tasarlatmış olduğum bu kıyafetler satışa sunulacak. Böylece eğlenmiş olduğumuz kadar da destek olabileceğiz ve ben de giriş bileti alacağım onur, gurur ve heyecanla. Sonrasında ise trans kızlarımızın taşımış olduğu kıyafetler açık arttırma ile satışa sunulacak. Geriye kalan kıyafetler ise, resmi internet sitemizde www.transfashionshow.com satışa sunulacak ve tüm gelir komisyonda toplanacak.
Bu defile bir kez mi yoksa her yıl düzenli olarak mı gerçekleşecek?
Eğer istediğimiz katılım ve başarıyı elde edebilirsek her yıl düzenli olarak gerçekleşecek. Elbette ilk olduğu için aksaklıklar veya eksiklikler olacaktır. Allah utandırmasın diyorum. İlerde ben olmasam bile başkaları bunun devamını getirecektir ve her daim desteğim olacak. Biz defilenin bir festival şeklinde her yıl düzenlenmesi taraftarıyız.
Peki toparlayacak olursak, defile nerede ve ne zaman gerçekleşecek ?
20 Kasım 2014 perşembe gecesi 19.30 da ONİstanbul Club’da kırmızı halı geçişi başlayacak ve gece 23:30 da defilemiz sona erecek. Sonrasında ise Club XL de sabaha kadar parti olacak ve dileyen herkes partide eğlenmeye devam edebilecekler. Büyük bir show ve eğlence olacak sürpriz sanatçı, oyuncu ve zenne kadrosu da bizimle eğlenceye eşlik edecek. Club XL de ise ünlü DJ’ler ile eğlence devam edecek. Herkes ama herkes çalışıyor.
Peki son olarak Kaos GL aracılığı ile defileye katılmak isteyenlere mesajınız nedir?
Öncelikle Kaos GL yi zevkle takip ediyorum. Üyesi değilim ancak çok seviyorum derneği ayrıca geçtiğimiz günlerde 20. yılını kutladılar ve bende çok kutluyorum. Önemli olan burada bir dayanışma söz konu ve insanların bize yapmış olduğu zulüm yeter ve biz bize zulüm etmeyelim ve birleşelim diyorum.
travesti Peki bana zaman ayırdığın için sonsuz teşekkür ediyorum ve başarılarının devamını diliyorum ablacım.travesti haberleri
Ben çok teşekkür ederim. Allah yar ve yardımcımız olsun…

51009

Travesti , ev sahipleri evlerini vermiyor

Travesti , ev sahipleri evlerini vermiyor
Böyle bir tören düzenlemekten pişman olmadıklarını ifade eden çiftten Ekin, “Hayatımızın en doğru şeyini yaptık. Ayrıca ben eşcinselim diye mutsuz da değilim. Bir daha dünyaya gelsem, yine bu bedende, aynı şekilde doğmak isterim. Evet, homofobik bir ülkede yaşıyoruz, transları direkt öldürüyorlar, bizi doğduğumuza pişman etmeye çalışıyorlar. Yine de halimden memnunum” diye konuştu.
Eşcinsel bir düğün düzenlemenin LGB travesti İ bireylere yönelik ayrımcılığın son bulması açısından önemli bir aktivizm olduğunu kaydeden çift, düğün kararını, düğün sonrasında yaşadıklarını kendilerine gelen tehditleri Hürriyet gazetesinde Ayşe Arman’a anlattı:
Ekin ve Emrullah… Sizi evlenen ilk gay çift olarak tanıdık. Hakkınızda bir sürü haber çıktı. Büyük tantana koptu. Şu an neler yaşıyorsunuz?
Emrullah:  Başımıza gelmeyen kalmadı! Hayatımız kaydı. Evimize bile gidemiyoruz. Zaten artık evimiz de yok…
Neden?
Ekin: Ev sahibi kovdu.
Emrullah:  “Ne haltlar karıştırdığınızı öğrendim. Komşularımızdan imza topladım, sizi evimden attıracağım!” diye mesajlar attı.
Ekin: Biz de son derece kibar bir şekilde, “Evinize bir zarar mı verdik ki, bizi çıkarmak istiyorsunuz?” diye sorduk. Kem küm etti. Ama açıkça, “Siz eşcinselsiniz! Sizin gibilere ev-mev vermek istemiyorum” da diyemediği için kıvırttı durdu.
Komşulardan imza toplamış. Biz, orada kimseyi tanımıyoruz ki, bizim hakkımızda nasıl kötü bir şey söylemiş olabilirler? Kime ne zarar vermişiz? Kendi halinde iki insanız. Bir taşkınlığımız yok, bir şeyimiz yok. Ama eşcinsel olduğumuzu öğrendi ya, üstüne bir de evlendik ya, bizi kapıya koyma hakkını görüyor kendinde…
Emrullah:  “Ne haltlar çevirdiğinizi öğrendim!” diyor. Bu nasıl bir küstahlıktır! Birbirimizi seviyoruz, evlendik, var mı? İzin mi alacağız ondan! Bizim özelimiz bu, kimseyi ilgilendirmez. Ev sahibiyle aramızdaki tek olay kira. Onun dışında başka hiçbir münasebetimiz yok.
Ekin: Bu nasıl bir homofobiyse yeni ev de bulamıyoruz. Birkaç emlakçıya telefonla sorduk, “Tamam gelin bakalım” dediler, buluşunca bizi tanıdılar, “Başka yerlere bakın. Size verecek evimiz yok!” dediler. Çaresizlikten arkadaşlarımızda kalıyoruz.
Bu kadar mı yaşadığınız zorluk?
Ekin: Olur mu? Daha kötüsü de var. Bir sürü tehdit alıyoruz. Ben Antakyalıyım. Oradan mesajlar geliyor, “Antakya’nın adını kötüye çıkardın, buraya gelirsen, kafana bir tane sıkacağız…” diye. Ama tabii bu mesajlara pabuç bırakacak halim yok! Allah’tan “Antakya’dan ancak senin kadar cesur ve sevgi dolu biri çıkabilirdi! Tebrik ediyoruz” diyenler de var.
“ANNEN DE PİSLİK SENİ HER ZAMAN DESTEKLEDİ”
Peki aile çevresi?
Ekin: Babam ve babamın tarafı, “Sen rezilsin! Hemen soyadını değiştir, bizim ailemizle ilişkini kes!” diyor. Bunun, benim için zerre kadar önemi yok. Zaten 12 yaşından beri eşcinsel olduğumu açıkça söylüyorum. Onlar için mümkün olsa da ölüp gitsem, yok ölmeyeceksem de eşcinselliğimi gizleyeyim. Bu ikiyüzlülük de midemi bulandırıyor. Sen ister kabul et, ister etme. Ben buyum! Böyle doğdum. Kendimi de seviyorum. Şimdi, en az kendim kadar sevdiğim bir de eşim var.
Benim bir kadınla birlikte olabilmem imkânsız. Bunu akılları almıyor. Nasıl heteroseksüel bir erkeğin, bir erkekle birlikte olması mümkün değilse, benim de bir kadınla birlikte olmam mümkün değil. Ama kardeşim, anlatamadım gitti! Akıllarınca beni reddediyorlar. Peki sorsalar ya, ben o ailenin bir ferdi olmakistiyor muyum? Hayır! Asıl ben onları reddediyorum! Sildirin beni kütüğünüzden. Sürekli “Allah senin belanı versin!” diye telefonlar geliyor, “Senin annen de pislik, sana her zaman destek verdi” diyorlar. Annem tek kelimeyle canımdır. Her zaman, her konuda destekçimdir. Emrullah, annem ve ben fotoğraf çektirmişiz. “Bu iki sapıkla nasıl aynı karede olursun? Sen rezil bir kadınsın! Nasıl o fotoğrafı  Facebook’a koyarsın” diyorlar. Eşcinseliz ya, analarımız da bizi sevmesin istiyorlar! Bir annenin çocuğunu sevmemesi mümkün mü? Ama bak, babalar konusunda bir şey diyemeyeceğim.
Annen burada mı yaşıyor?
Ekin: Hayır Antakya’da, 40 yaşında daha. Çok genç, çok tatlı bir annem var.
Peki sen Emrullah? Sen de bir kafede garsonluk yapıyordun değil mi? Bu evlilik yüzünden başına gelen bir şey var mı?
Emrullah:  Evet. Ben de işimi kaybettim. Kimseye bulaşmayan, ölçülü, sessiz biriyim. Bir problemimiz yoktu. Haberler çıkınca, çekindiler. Onları da anlıyorum. Zeki Müren’i seviyorlar Bülent Ersoy dinliyorlar.
Senin ailenin tepkisi ne oldu?
Emrullah:  O biraz problemli. Ben Ekin gibi cesur değildim hiçbir zaman. O 12 yaşından beri kafa tutuyor. “Ben buyum, yerse!” diyor, diyebiliyor. Ben yapamadım. Eşcinsel olduğumu kimseye itiraf edemedim. Şunun şurasında son üç yıldır kendim gibiyim. Çevremden de kimse bilmiyordu. Hele ailem, akrabalarım hiç… Şimdi hepsi öğrenmiş oldu.
Emrullah:  Evet. Ve tabii şok geçirdiler. Ama öncesinde söylemiş olsaydım da bir şey değişmeyecekti. Onlarda algı sabittir, değişmez. “Böyle bir şey varsa bu hastalıktır! Bunu düzeltmeye çalışacağız” diye düşünüyorlar. Ne yazık ki bu ülkenin çoğunluğu, eşcinselliği hâlâ hastalık olarak görüyor.  Siyasetçiler farklı mı? Hayır! Günah olarak görüyorlar. Gel gelelim Zeki Müren’i seviyorlar, Bülent Ersoy dinliyorlar ama eşcinselliğin gizli yaşanması gerektiğini düşünüyorlar. Ortalıkta olmayacaksın. Kötü bir şey yapıyorsun. İki erkek, el ele yürürse özendirici olur diye düşünüyorlar. Varsın evlerinden atsınlar, ne yapacaklarsa yapsınlar. Benim ailem de aklınca beni düzeltecekti.
“GURUR DUYUYORUZ KORKMUYORUZ”
Nasıl yapacaktı?
Ekin: Herhalde evlendireceklerdi Emrullah’ı! Bir sürü travesti , baskılara karşı gelemediği için evleniyor, hatta çocukları oluyor. Yazıktır o kadınlara! Sonunda bütün herkes mutsuz oluyor.
Emrullah:  Bizimkilerin istediği bu olayın tamamen unutulması. Onlara göre utanç verici bir şey yaptık. Oysa biz, çok istediğimiz, hayalimiz olan bir şeyi gerçekleştirdik. Ve kendimizle gurur duyuyoruz. Üç yıl öncesine kadar herkese kapalıydım. Sadece zaman kolluyordum. Gün gelecek eşcinsel olduğumu haykırabileceğim, sevdiğim kişiyi bulacağım ve bundan böyle bütün hayatı birlikte yaşayacağız, paylaşacağız. Bana sadece sevgi değil, cesaret de verdi Ekin. Artık kimseden korkumuz yok!
Yani siz, başınıza bunca şey gelmesine rağmen pişman filan değilsiniz…
Ekin: Tabii ki değiliz. Hayatımızın en doğru şeyini yaptık. Ayrıca ben eşcinselim diye mutsuz da değilim. Bir daha dünyaya gelsem, yine bu bedende, aynı şekilde doğmak isterim. Evet, homofobik bir ülkede yaşıyoruz, transları direkt öldürüyorlar, bizi doğduğumuza pişman etmeye çalışıyorlar. Yine de halimden memnunum. 19 yaşındayım, kendimle yüzleştim. Kendimi olmadığım biri gibi göstermeye de çalışmıyorum.
Marmara Üniversitesi’nde okuyorsun değil mi?
Ekin: Evet ama bu olaylar yüzünden şu aralar okula gitmiyorum.
Diyorlar ki, “Eşcinsellik cinsel tercih!” Saçma! Nedir bu, marjinal bir duruş mu sergiliyoruz biz? Meslek mi seçiyoruz? “Seçmek” ne demek? Biz, böyle doğduk. Seçmedik. Doğamız bu. Bu, bir tercih değil yani.
“TANIŞTIĞIMIZ ANDAN SONRA HİÇ AYRILMADIK”
Nasıl tanıştınız?
Ekin: Bir gece kulübünde. Ben bir kız arkadaşımla dans ediyordum. Birden Emrullah’ı gördüm, “Melis, bak ne kadar tatlı bir çocuk!” dedim. Sonra tanıştık, dans ettik. Zaten sabah olmuştu, bizim eve geldik.
Emrullah:  Birbirimizi tanıdığımız andan itibaren hiç ayrılmadık. Zaten çok kısa süre sonra da birlikte yaşamaya başladık.
Ekin: İlişkimizin üçüncü ayında fiilen evli gibiydik. Kedilerimiz, çocuklarımızdı. Biz birbirimize karşı çok dürüst ve saygılıyız. İçimiz titriyor birbirimiz için. Her şeyi paylaşıyoruz. Zevklerimiz ortak. Hobilerimiz ortak. İleriye dönük hayallerimiz var. Bizim için ortada hiçbir sorun yok, iki erkek olmamız dışında. Bize göre o da sorun değil ama millete dert oldu.
Emrullah:  Birlikte yaşamaya karar verdiğimiz zaman Ekin’e söylediğim bir şey vardı: “Gün içinde ne olursa olsun, kavga da etmiş olsak, gece aynı yatağa gireceğiz, aynı yastığa baş koyacağız. Salonda yatma gibi bir şey olmayacak.”istanbul travestileri  travesti
Kavga da ettiğimiz oluyordu ama yatağa hiçbir zaman küs girmedik. Hiçbir zaman ayrı odalarda yatmadık. Düğünümüzü şimdiye kadar biriktirdiğimiz parayla yaptık.
Çok eleştirildi o kırmızı kuşak… Niye bağladın beline evlenirken?
Ekin: Bir kere biz, birbirimizi kesinlikle kimlikleştirmiyoruz. “Sen bu ilişkide erkeksin, ben kadınım” gibi bir şey yok. Biz ikimiz de gay’iz. O kırmızı kurdeleyi de şöyle açıklayayım: Ben sanatçı olarak eğitim alıyorum, düğünüm başlı başına bir mesajdı ama düğünümün içinde ayrı bir mesaj da vermek istedim. Bekâretin önemsiz olduğunu anlatıyor o belimdeki kırmızı kuşak. Yoksa, ben bir erkeğim, benim nerem bakire? Ben dışa- vurumculuk yapıp, bu şekilde ifade etmeye çalıştım kendimi. Mesajımı çok güzel alanlar oldu, yanlış değerlendirenler de…
Emrullah:  Bu bizim düğünümüz, nasıl istersek öyle yaparız. İnsanlar buna niye bu kadar takıldılar anlayamadık.
Kimleri davet ettiniz düğününüze?
Emrullah:  Sevdiklerimizi, yakın çevremizi. Orada olmasını istediğimiz 90 kişiyi…
Parayı nereden buldunuz?
Ekin: Şimdiye kadar biriktirdiğimiz parayla yaptık. Destek olan arkadaşlar da vardı. Sağ olsunlar. Ama takılarımı bile oraya bıraktım.
Siz bu işi ciddiye almış mıydınız yoksa geyik mi yaptınız?
Ekin: Tabii ki ciddiye aldığımız bir şey yaptık! Biz zaten duygusal olarak evliydik, orada imza atman bir şey değiştirmiyor ki. Zaten evli olarak yaşıyorduk. Biz bunu bir düğünle taçlandırmak istedik. Zaten davetiyemize de “Sadece sizin dilekleriniz eşliğinde kaygılarımızdan arınacağımızı düşünüyoruz” diye yazdık.
Şu an ne hissediyorsunuz?
Ekin: Bu kadar hakareti ve aşağılanmayı hak edecek bir şey yapmadık biz. Birbirimizi sevdik o kadar. Kimseyi öldürmedik, kimseye tecavüz etmedik. Bana gelen korkunç bir mesaj var. Çok çok ayıp bir şey. Nefretin seviyesizliğine bakın, “5 yaşındaki bir çocuğa tecavüz etseydiniz sindirebilirdik ama bunu sindiremeyiz!” demişler.
Bir şeyleri değiştirebildiysek ne mutlu bize…
Ya senin aile hikâyen…
Emrullah:  Batmanlıyım. Kürt’üm. Ama 26 yıldır İstanbul’dayız. Heteroseksüel gibi gezdim, dolaştım, davrandım. 25 yaşına kadar sadece kendi içimde yaşadım. En yakın arkadaşlarımla bile hiçbir şey paylaşmadım. Ekin’e her zaman söylüyorum, onun cesaretine hayranım. Onun sayesinde ben de kendim olabildim. Biz bir şeyleri değiştirmişsek ne mutlu bize…
“HEDEF TAHTASI OLMAYI GÖZE ALDIK”
Evliliğinizi, dünya âleme duyurmak nereden aklınıza geldi? Gerekçeniz neydi?
Ekin: Biz aslında sadece eşcinsel camiaya seslenmek, onlara cesaret vermek istemiştik. “Yalnız değilsiniz! Sizin gibi başka insanlar da var. Biz de onlardanız. O kadar da güçsüz, aciz değiliz. Korkmayın!” demek istemiştik. Akit gazetesi dışında, bütün gazeteler sadece haberi verdiler. Teşekkür ediyoruz. Tamam internet sitelerinde birtakım feci yorumlar vardı. Akit, “Sapıklar düğün yaptı, yetkililerin soruşturma başlatmasını bekliyoruz” diye yazdı ama genel olarak ‘iki eşcinsel evlendi’ diye verildi haber. Biz homofobiklere hedef tahtası olmayı göze almıştık. Ülkemizde de gay evlilikleri başlasın diye yaptık. Kim ne derse desin, eşcinsel özgürlük mücadelesinde bir yerimiz olduğunu düşünüyorum.
ÜNİVERSİTEYİ BİRİNCİLİKLE KAZANDIM
Eşcinsel olduğunu ne zaman fark ettin?
Ekin: Kendimi bildim bileli… Bir çocuk dergisi vardı. Oradaki bir erkek çocuğu beğeniyordum. Kızlarla oldum olası bir alakam olmadı. Annem durumu fark edince, doktor doktor dolaştık, kadıncağız perişan, herkese soruyordu: “Ekin, trans mı, gay mi, nedir, bana söyleyin!” Bir gün bütün aileyi topladım, “Bırakın artık doktorlara gitmeyi” dedim, “Ben eşcinselim.” Söyleyiverdim. Nasıl rahatladım anlatamam. Hüngür hüngür ağladık annemle birlikte. Sonra tabii amcalarım filan dahil oldu. “Ekin’i okula yollamayacağız, okul hayatı bitmiştir!” dediler.
Neden?
Ekin: Beni hetero yapacaklar da ondan! “İşe başlasın, inşaata girsin!” Erkeksi bir iş ya, kendimi erkek gibi hissedeceğimi düşünüyorlar. İki sene ev hapsi yaşadım. Sonra Güzel Sanatlar Lisesi’ne kaydolmamı kabul ettiler. Babam bırakıp, getiriyordu. Bıçak çekenler oldu, küfür edenler oldu, arkamdan “Travesti!” diye bağıranlar oldu. Benim tek kurtuluşum İstanbul’du. Üç yıl boyunca gözümü kırpmadan çalıştım. Benimle hazırlanan hocam şahit. Mersin Güzel Sanatlar Fakültesi birinciliği, Hacettepe Resim Bölümü birinciliği, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Resim Bölümü birinciliği… Ama ben Marmara Üniversitesi’ni tercih ettim. Çok tatlı bir hocam var. Diyor ki, “Ekin, ben seni kaybetmek istemiyorum. Çok yeteneklisin!” Üçüncü travesti sınıftayım ama şu aralar tehditler yüzünden devam edemiyorum.travesti haberleri

page_her-trans-haberinde-trans-kadinlar-bir-eksildi_623375174

Travesti bizleri canavar gibi gösteren medyadır

Travesti bizleri canavar gibi gösteren medyadır

Yıllardır medyanın sırtında bir kambur gibi yük misali sakıncalı konudur LGB travesti İ haberleri. Zaten haber merkezlerinde toplumsal cinsiyet diline hâkim çok az gazeteci vardır. LGBTİ haberleri yapmak çok hassasiyet gerektirir. Kullanılan cümleler özenle seçilmelidir. Bugüne kadar medyada çıkan LGBTİ haberlerinde genellikle trans kadınlar üzerinden bir nefret söylemi almış başını yürümüş. Kullanılan ifadelerde trans kadınlar “travesti terörü” “travestiler dehşet saçtı” “travestiler polisle çatışmaya girdi” gibi başlıklarla kötü ve ahlaksız gösterilmiştir. Son yıllarda LGBTİ, kadın ve toplumsal cinsiyet haberlerine duyarlı kadın gazetecilerin pozitif yönde haberleri biraz da olsa bu negatif algıyı yıkmakta etkili oldu.
Medya ne zaman trans kadınları haber yapsa hemen ertesi zamanlarda bir trans cinayeti yaşandı. Belki yapılan haberlerle hedef gösterildi trans kadınlar, belki de kullanılan nefret söylemi zemin hazırladı nefret suçlarına.
İkiyüzlü ahlak anlayışı
Toplumun benim hiçbir zaman anlayamayacağım “geleneksel aile yapısı ve ahlak” safsatası nedeniyle trans kadınlar yıllardır gecelere hapsedilip ve zorunlu seks işçiliğine itildi. Yani bir trans kadın için, bu toplumun yazılı olmayan kuralları nedeniyle toplumla birarada yaşamak imkansızdı.
Toplumun iki yüzlü ahlak anlayışına aldırmayan trans kadınlar yaşamlarını idame ettirebilmek için kimi zaman sokaklarda, kimi zaman gece klüblerinde, kimi zaman da genelevlerde seks işçiliği yaparak yaşamlarını sürdürdü. Kendilerini dışlayan bu toplumun ahlaklı ve namuslu bireyleri geceleri trans kadınlara gidip yüksek ücretler ödeyerek cinsel açlıklarını onlarla gidermekte tereddüt bile etmediler. Yani trans kadınlar gecelerde kalmalı, gündüzleri gizlenmeliydi. Oyunun kuralı buydu.
Zamanla LGBTİ bireyler örgütlü mücadele etmeye başladı. Ardından dernekler kuruldu, anayasal ve en temel yaşam haklarını aramaya başladı. O güne kadar özellikle trans kadınları yaptıkları haberlerde tehlikeli birer unsur olarak gösteren medya artık yavaş yavaş madalyonun diğer tarafından da bakmayı öğrenmişti. Caddede transların geceyarısı polisle yada vatandaşlarla çatışmaya neden girdiğinin sebepleri araştırılmaya başlandı.
Nefret söyleminden nefret suçuna
Medyada bugüne kadar yapılan haberlerde nefret söylemi maalesef nefret suçlarına zemin hazırladı. Bu sadece LGBTİ ve trans haberlerinde ortaya çıkmadı. Kadın cinayetleri haberlerinde de karşımıza çıktı. Medyanın dili erkek olduğu için kullanılan ifadeler otomatik olarak erkeği koruma altına alıyordu. “Cinnet geçiren koca eşini dövdü”, “eve geç gelen kadını kocası yaraladı”, “kaynanasıyla tartışan kadını kocası öldürdü” gibi absürt şekilde kullanılan ifadelerle fiilen gerçekleştirilen suç ve suçlular koruma altına alınır hale geldi. Yani ataerkil toplumun, erkek devletin ve erk sistemin medyası da eril dille haberlerini yazar hale geldi.
Bu toplum için erkek olmak çok önemli, hatta gurur duyulacak bir durumdur. Babalar her zaman küçük erkek çocukların pipilerini göstertmiştir amcalara abilere. Sünnet törenleri bir şölene dönüşmüştür. Kız çocukları için aynı şey geçerli değildir. Kız çocuk sahibi olmak bile kimi zaman utanç verici olmuştur. Atasözlerine bile yansımıştır bu durum. “Erkek adamın erkek çocuğu olur.”
İşte bu anlamsız ego savaşlarının ortasında en büyük devrimi trans kadınlar yapmış “erkek” kimliğini reddetmiştir. Cinsiyet kimliklerini bir tarafa koymuş cinsel yönelimlerini özgürce yaşamak için büyük bir savaşın içine girmiştir.
Bugün hâlâ medyada yer alan transfobi ve toplumun anlamsız nefreti nedeniyle sokakta 13-14 yaşındaki çocukların bile şiddetine maruz kalıyor trans kadınlar.
Cinayeti azmettiren bir kanal
Şimdi şimdi değişen ve gelişen medyanın erk dili nedeniyle çok sayıda trans cinayetleri işlenmiştir.Medya ne zaman bir trans haberi yapsa trans kadınlar bir eksildi. Örneğin ilk aklıma gelen Avcılar’da faşizan, ırkçı, dinci ve cinsiyetçi bir kısım halk “fuhuşa karşıyız travestileri istemiyoruz” eylemleri ile o bölgede yaşayan trans kadınları yaşadıkları evlerinden etmiştir.
Bu eylemleri Kanal Türk Televizyonu, yanlı ve cinsiyetçi bir dille servis etmiş ve trans kadınları hedef göstermiştir.Dönemin Avcılar Kaymakamı da bu eylemleri ciddiye almış ve hukuken bir dayanağı olmaksızın trans kadınların evlerinin 3 ay mühürletilmesi emrini vermiştir. Kanal Türk televizyonu günlerce bu konuda yayınlar yapmış nefret söylemleri ile nefret suçlarına zemin hazırlamıştır.
Evsiz kalan trans kadınlar ya başka şehirlere göç etmiş ya da başka trans kadınların yanına sığınmıştır. Ama içlerinden Seda adlı 25  yaşındaki trans kadın o kadar da şanslı değildi. Bu olaylar sonucunda maddi durumu çok da iyi olmayan Seda, mecburiyetten sokaklarda yaşamaya başlamıştı. Olayların hemen ardından Avcılar’da bir camii avlusunda cansız bedeni bulundu. Öldürülmesinden önce tecavüz edilmişti Seda’ya, çeşitli işkenceler edilmiş ve üzerine işenmiş, sonra da camii avlusuna atılmıştı. Bu cinayeti işleyen kişiler polisin yoğun çalışmasına rağmen bulunamamıştı. Polisin yaptığı kriminal inceleme sonucunda tecavüz edenlerin beş kişi olduğu resmî olarak açıklanmıştı. Bu cinayetin azmettiricileri arasında Kanal Türk de vardı.
Bu ve benzeri olaylarda medyanın dili ve yaptığı haberlerde suça teşviği çok net görebilirsiniz. Çünkü nefret cinayetleri davalarında zanlıların yaptıkları savunmalarda kimi zaman medyada çıkan haberlerden etkilendiklerini beyan etmişlerdir.
Yazılarıyla hedef gösterdiler
Eşcinsel erkekler, zorunlu askerlik görevlerini yerine getirmek istememeleri nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetleri’ne eşcinsel olduklarını hem yazılı yani doktor raporuyla hem de görsel olarak cinsel ilişki anından çekilmiş bir fotoğraf ya da video görüntü ile ispat etmek zorundalar. Bu konuyu ele alan ve bütün detaylarıyla anlatan ve eleştiren bir de film yapılmıştı. “Zenne” filminde askere gitmemek için verilen mücadele, bir erkek eşcinsel bireyin yaşamından kesitlerle aktarılmaya çalışıldı.
Medya hemen devreye girdi bu noktada. Çünkü asker konusu bir tabuydu ve asla eleştirilemezdi. Askere ve devlete yakın kuruluşlar film üzerinden eşcinselliği ve transseksüeliteyi  ağır dille eleştirdi ve LGBTİ bireyleri hedef gösterdi. Hatta gazeteci yazar Şebnem Bursalı bu konuda bir makale yazdıve filmde anlatılanların külliyen yalan olduğu ifadesini kullandı. Bursalı, makalesinde TSK’de görev yapan bir doktor arkadaşı olduğunu ve bu durumun asla gerçek olmadığını, asker üzerinden sistemin karalanmaya çalışıldığını savundu.
Hemen akabinde geçtiğimiz yıllarda yaşamını yitiren eski ve deneyimli bir gazeteci olan Hilmi Çınar da İzmir’de her yıl düzenlenen Uluslararası İzmir Fuarı’nın açılışı öncesinde bir makale yazarak sokaklarda zorunlu seks işçiliği yapan kadınları hedef göstermiş ve nefret suçu işlenmesine zemin hazırlamıştır. Çınar, makalesinde seks işçisi kadınların şehrin kültürel yapısına zarar verdiğine ve onların varlığının çevre kirliliğinden başka bir şey olmadığına işaret etmiştir.
Bu yazıları emir telakki eden kıymetli devlet yetkilileri hemen harekete geçerek İzmir’de yaşayan trans kadınların evlerine baskınlar düzenlemiş ve kadınların çalışmasına engel olmuştur. Çünkü İzmir ekonomisine katkılar sağlayan Fuar vardı ve “dünyaya rezil olunuyordu” trans kadınlar nedeniyle.
Bu makalelerin ardından İzmir ve Kuşadası’nda trans kadınlar hunharca katledildi. Ne köşelerinde trans kadınları hedef gösterenler ne de görevlerini layıkıyla yerine getirdiklerini zanneden devlet yetkilileri ortaya çıkıp söz söylemediler. Cinayetlerin azmettiricileri sanki yaramazlık yapmış küçük çocuklar gibi saklanmışlardır. Ama bizler unutmadık ve dün gibi hatırlıyoruz. O gazeteciler trans kadınları hedef gösterdi ve cinayetlere zemin hazırladı.
LGBTİ dernekleri bu konuda çalışmalarını hızlandırdı ve ardından sorumlular hakkında suç duyurularında bulundu. Özellikle Ankara Pembe Hayat LGBTİ Derneği’nin bu yöndeki çalışmaları dikkat çekiciydi.
Trans kadınlar medyanın erkek dili olsun ya da  toplumun ahlakı nedeniyle olsun sürekli öldürüldü ve öldürülmeye devam ediyor. Kanal Türk yayınlarında özellikle trans kadınları hedef göstermekten kaçınmadı. Her yıl düzenlenen onur haftası etkinliklerinden görüntüleri kullanarak dış mihrakların Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ve İslam dinini yıkmak ve parçalamak için oynanan oyunun bir parçası olduğunu, eşcinsellerin ve transseksüellerin bu devleti yıkmak isteyen birer terörist olduğunu vurguladı.
“Travesti” söylemi ve suçun meşrulaştırılması
Bugüne kadar nefrete kaç trans kadın kurban edildi saymak neredeyse imkansız. İşlenen cinayet haberlerinde kullanılan dil ise içler acısı. Doğan Haber Ajansı Kuşadası muhabiri 35 yerinden gündüz vakti bıçaklanarak öldürülen Dora Özer’in cinayet haberini servis ederken “Dora takma adıyla travesti Muhammet Özer öldürüldü” gibi abuk sabuk ifadeler kullandı. Haber ajansı olduğu için bu haber bütün medyada yer aldı. Toplumsal cinsiyet dilini bilmeyen gazeteciler de bu yanlışın yayılmasına aracı oldu. Dora Özer, bir gazetecinin hatası nedeniyle bir kez daha öldürülmüştü. Yapılan haberi yorumlarsak, topluma gizliden mesaj da veriliyordu. “Bakın erkek kimliğini reddederseniz ve travesti olursanız işte böyle cezalandırılırsınız ona göre” şeklinde hesap soran bir uslupla had bildiren bir dil ortaya çıkmıştır.
Trans cinayetleri işlenmeye, medya erkek dilini değiştirmemeye devam ededursun trans kadınlar erkek iş dünyasında artık başarılı çalışmalarıyla yer almaya başladı. Tekstilden sanata, medyadan sağlığa hayatın pek çok alanında eğitimli ve donanımlı trans kadınlar transfobik algının ve ahlakın üzerine korkusuzca gitmeye başladı. Gişe rekorları kıran filmlerde ve en çok izlenen dizilerde rol alan oyuncu trans kadınlar, hastanelerde doktorluk ve hemşirelik yapan trans kadınlar, İstanbul’un en lüks mekanlarında sahneye çıkan performans ve sunuculuk yapan trans kadınlar görmek artık mümkün. Ha bu arada bendeniz de erkek medyada gazetecilik yaparak naçizane katkı sunmaya gayret ediyorum bu mücadeleye.
İş dünyasında trans olmak
İş dünyasında bir travesti olarak ayakta durmaya çalışmak çok zor. İki yüzlü toplum orada da peşimizi bırakmıyor.travesti haberleri. Ne mümkün anlamak ki, güya ahlaksız oldukları için sokakta zorunlu seks işçiliği yapan trans kadınları ötekileştiren bu toplum, kurallarını kendilerinin belirledikleri iş dünyasında tam da onların istedikleri gibi “ahlaklı” ve “normal” işlerde çalışan trans kadınları da ötekileştiriyor. Yani ne sokakta ne de iş dünyasında trans kadınların yeri yok. Pabucumun kenarı iki yüzlü ahlaksız topluma bak sen ayol!
Bunların hiçbiri yıkmıyor ama bizleri; “bu daha başlangıç mücadeleye devam”, yıkamaz bizi bu anlamsız oyunlar. Anayasaya cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve eşit yaşam haklarımızı dahil edinceye kadar durmak yok yola devam. Gezi olaylarında en önde sisteme ve polis terörüne karşı direnen LGBTİ bireyler de bu ülkenin ve bu toplumun birer öznesidir. Sağ ve sol siyasi partilerin homofobik ve transfobik olma noktasında birleştiği bir ortamda LGBTİ’ler kendi politikalarını üretmeye başladı. Aktif siyaset hayatının içinde yer alan eşcinsel ve trans bireyler en temel yaşam hakları için mücadele ediyor. En basitinden barınma ve çalışma hakları ne yazık ki sistem tarafından kendilerine verilmiyor.
‘Translara ev vermiyoruz’
Kendimden örnek verecek olursam ben yaklaşık üç yıldır kiralık ev bulamıyorum. Çünkü translara ev vermiyoruz diyor emlakçılar ve ev sahipleri. Çalışma imkanı da daha ziyade seks işçiliği ile sınırlı. İki yıl emek verdiğim gazetecilik yaptığım medya kuruluşunda düşük ücret ve sigortasız çalıştırılmama rağmen dört dakika içinde özlük haklarım verilmeden “iş ahlakına” uymadığım gerekçesiyle işten kovuldum. Bu süreçte çok zor günler yaşadım. Dünya medyasında başarılarım haber yapılırken ahlaklıydım da, ne olmuştu da iş ahlakına uygun olmadığıma karar verilmişti. Bu durumu sanırım hiçbir zaman anlayamayacağım.
Bu yazıyı yazdığım sırada aldığım cinayet haberiyle sarsıldım. Zorunlu seks işçiliği yapan bir trans kadın evinde ölü bulunmuştu. İstanbul’un Şişli ilçesinde bıçaklanarak öldürülen trans kadın “Çingene Gül” nefrete verilen son kurban olarak kayıtlara geçti. Polis, cinayeti aydınlatmak için çalışmalara başladı çünkü artık Avrupa Birliği’ne girmek için ilerleme raporunda belirtilen kriterlerden birisi de LGBTİ konusu. Devlet bu konuda artık eskisine göre daha hassas.
Damla Araz neden kayboldu?
Geçtiğimiz günlerde T24’te yaptığım bir haberde de yansıttığım gibi, seks işçisi bir trans kadın yaklaşık bir aydır kayıp. Üç trans kadın ve üç erkek tarafından darp edilen ve işkenceye maruz kalan Damla Araz, bu olayın ardından üç hafta sonra her gün gittiği kuaförden çıkıyor ve bir daha kendisinden haber alınamıyor. Bu önemli haberi medya ya gözden kaçırıyor ya da önemsemiyor. Söz konusu olan bir trans kadın çünkü. Peki Damla Araz neden kayboldu? İddialara göre, kendisini darp edenlerden şikayetçi olmaması için uyarılmak mı istendi yoksa İslami cemaatler tarafından mı kaçırıldı? Bu sorular yanıtsız kalıyor şimdilik, çünkü henüz Damla Araz’ın kaybolmasına ilişkin olarak resmî bir soruşturma açılamadı. Çünkü Araz’ın birinci dereceden bir yakınının bunu talep etmesi bekleniyor. Anayasada böyle bir yasa olmamasına rağmen polis ve savcının keyfi uygulaması burada yine karşımıza çıkıyor.
Takvim’im “Trans-İt” manşeti
Her şeye rağmen güzel işler de oluyor. Trans kadınlar “pembe” haberlerle de medyada yer alıyor. İlk defa düzenlenen trans güzellik yarışması ve trans defilesi ile trans kadınların boy boy haberleri süslüyor gazetelerin renkli sayfalarını. Ancak erkek medya burada da devreye giriyor. Takvim gazetesi T24’ün haberini emek hırsızlığı yaparak çalıyor ve değiştirerek transfobik ifadelerle trans kadınları hedef gösteriyor. “Trans-İt” manşetiyle nefret suçlarına layıkıyla zemin hazırlıyor. Şişli Belediyesi’nde Başkan Danışmanı olarak görev yapan Boysan Yakarı da hiç utanmadan açık olarak hedef gösteriyor. Hatta Cumhuriyet Halk Partisi’nin de bu durumdan hoşnut olmadığını iddia ediyor. CHP kanadından henüz bu konuya dair resmî bir açıklama yapılmazken iddialar can sıkıyor.
Erkek sistem ve medya işbirliğiyle bugüne kadar ötekileştirilen eşcinseller ve trans bireyler yaşam hakları için her gün mücadele etmeye devam ediyor her şeye rağmen. Sokakta, okulda, işte, metroda, otobüste, çarşılarda, gecelerde, klüplerde yaşadıkları ötekileştirmelere maruz kaldıkları şiddete rağmen yılmadan yorulmadan yola devam ediyor.Alıntıdır …

10511228_369603653209044_8260790860755647071_n

Travesti , kurban bayramını nöbet eylemlerinde geçirdi

Travesti  , kurban bayramını nöbet eylemlerinde geçirdi

LGB travesti İ aktivistlerinden ve aynı zamanda vicdani retçi Rosida, geçtiğimiz kurban bayramını Suruç’ta nöbet eylemlerine katılarak geçirdi. İstanbul’a dönüşünde, Suruç’ta yaşanılanları ve oradaki gözlemlerini anlattı:
“ROJAVA’DA KÜRTLER KURBAN EDİLİYOR”
HDK gençlik ile birlikte 3 Ekim Cuma günü İstanbul’dan yola çıktık. Yani bayramdan 1 gün önce…
Aslında o tarih bilinçli bir şekilde planlandı. Çünkü tam kurban bayramı arifesinde, Rojava’da Kürtler kurban ediliyordu.
Suruç’a varmadan önce 2 defa araçlarımız polisler tarafından durduruldu. Bir tanesinde kimlik kontrolü yapıldı. Suruç’a girişte ise panzer ve tomalarla yolu kesen polisler, bize içişleri bakanlığı ve valiliğin Suruç’a giriş izni vermediklerini söyledi. Ardından araçlarımız geri gönderildi. Biz de bu defa farklı yollardan ve köylerden sınıra ulaşmayı başardık. Kısacası yasal olarak Suruç’a izin yoktu, biz girdik.istanbul travestileri travesti
İçişleri bakanlığının ve valiliğin Suruç’a giriş ambargosu, devletin ve hükümetin Rojava’ya karşı politik tavrını ortaya koydu aslında. Sınırın ötesinde kardeşleri katledilen insanların bu acısını anlamak yerine böyle yapmasını IŞİD’i yani o çeteleri desteklediğinin bir belirtisi olarak görüyorum ben.
“İNSANLARIN ÖFKEYLE DOLU OLDUKLARINI GÖZLERİNDEN FARK EDİYORDUM”
Suruç’un sınır köylerinden ‘Behte’ye vardığımızda orada yaşam nöbeti tutan Kobanê’liler ve Kobanê’den göç edenlerin, gelen insanları çok sıcak karşıladığını gördüm. Oradaki insanlar savaşı anlatırken, savaşın ne kadar içinde olduklarını yüzlerinde görebiliyordum. Yaşanan çatışmaların, oradaki insanların ruhunu ne kadar yorduğunu görmemek mümkün değildi. Orada yaşayan insanların Türk devletine ve IŞİD’e karşı yoğun bir öfkeyle dolu olduklarını anlatırken gözlerinden fark ediyordum. Bir köylü ise bana: ‘Gel, ben sana çetelerin kurşunlarının değdiği evleri göstereyim’ dedi. İki ev çeteler tarafından kurşunlanmış. Bir eve ise uçak savar mermisi değmişti. Köy okulunun penceresinden de bir kurşun içeriye girmişti.
Köylüler, giren kurşunların üzerinde ‘MKE’ (Makine Kimya Endüstrisi) yazdığını ve bu kurşunları gazetecilere verdiğini belirtti. Köylüler Türkiye sınırını aşarak, devlet okuluna gelen bu travesti. kurşunlara rağmen devletin sessiz kaldığını söylüyordu. travesti haberleri
YURDUMUZU İŞGAL ETMEYE GELMİŞLER”
Kobanê’li bir genç duvarın üzerine çıkarak şöyle konuştu: ”Hoş geldiniz! Sizler, o kadar uzun yollardan hoş geldiniz! Bu sınırın hemen ötesinde bir savaş var. Hem de amansız bir savaş! Gencecik yiğit evlatlarımız toprağa düşene kadar savaşıyor. Ben şehid kardeşiyim! Bu savaş kentimizi viran etti, canlarımızı yaktı! Kentimizi işgal etmek isteyen çeteler; Afganistan’dan, Çeçenistan’dan yurdumuzu işgal etmeye gelmişler.”
Savaşın insanları ne kadar etkilediğini gördüm. travesti Ben de çok etkilendim…
Bulunduğumuz yerde, çıplak gözle Kobanê’yi görebiliyorduk. Havan toplarının seslerini çok rahat duyabiliyorduk. Özellikle akşamları çatışma seslerini rahatlıkla duyabiliyorduk. Dürbünle Kobanê’yi gözlemleyebiliyorduk.
“GÜNDE İKİ SAAT ZİNCİR OLUŞTURULUYORDU”
Benim için sınırdaki nöbet, yaşam nöbetidir. Çünkü bir kentin gençleri, orada yaşamın devam edebilmesi için direniyorlar. Onların yaşaması için büyük bir nöbet tutuluyordu. Sınırda, 5 köyde, araçla 10 dakika mesafe olan köylerde halk konumlanmış. 24 saat boyunca dönüşümlü nöbetler tutuluyordu. Nöbetlerin amacı çetelerin sınırdan geçmesini, hastanelere götürülmelerini engellemek. Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti devletinin onlara mühimmat, cephane vermesini engellemekti. Buna rağmen kameralara takılan görüntüler var. Günde iki saat zincir oluşturuluyor, sloganlar atılıyordu.
“VURULAN KİM?!”
Hepsinin gözleri Kobanê’deydi. Aileler, Kobanê’deki gençleri arayarak her gün soruyorlardı. Kobanê’li 18 yaşındaki Muhammed havan topu sesini duyduğunda az Türkçesiyle: ”Vurulan Kim?!” diyerek, bize bakıyordu. O genç beş gün yanımızdaydı. Zorla yemek yediriliyor ve uyumuyordu. Çünkü iki akrabası çetelerin elinde, altı akrabası öldürülmüş, diğer akrabaları da Kobanê’de savaşıyordu.
“SEN BENİM EVİMİ YAKARSAN, BEN DE SENİN EVİNİ YAKARIM!”
Türkiye’de serhildanlar (başkaldırılar), Kobanê’nin kenar mahallerine çatışmaların sıçramasıyla başladı. Tam o gün çeteler sınırı geçerek, Türk askerlerinin bulunduğu ‘Etmanek’ köyünden Kobanê’ye saldırıyorlardı. Türkiye’nin bu pervasızlığına karşı başlayan serhildanlar, direnenlere büyük moral verirken devlete ise büyük mesaj verdi: ‘Sen benim evimi yakarsan, ben de senin evini yakarım’.
‘Kobanê’nin Türkiye’deki olaylarla ne alakası var?’ diyenler, Kobanê ve Amed’in (Diyarbakır) sosyolojik bütünlüğünü bilmeyenlerdir. Kobanê’ye birilerini saldırtanlar, kendi yaşam alanlarına dinamit koyduklarının farkına vardılar.
“GENÇLER MÜRŞİTPINAR TEPESİNDE TOPRAĞA DÜŞTÜ”
Paramaz Kızılbaş ile beraber Arin Mirkan ve Devrim Alişer gibi gençler Mürşitpınar tepesinde toprağa düştüler.
Suphi Nejat Ağırnaslı, Alevi değildi Kızılbaş oldu, Ermeni değildi Paramaz oldu, Kürt değildi Kobani’de toprağa düştü.
Arin Mirkan, iki çocuk annesiydi. Kobanê’deki kadın devriminin ruhunu yansıtıyordu.
Devrim Alişer de özgürlük için bedel veren bir ailenin ruhunu yansıtıyordu
Kobanê’de savaşında, elbette hakikatin savaşçıları kazanacak. Direnişin olduğu yerde düşmek yoktur.

demetyanardag

Burada travesti olmak için devlete para ödemek gerek

Burada travesti olmak için devlete para ödemek gerek

“Bu ülkede travesti olmak için devlete Kabahatler Kanunu adı altında para ödemem, mafyaya ve polise para yedirmem, arada da bedava vermem gerekiyormuş.”travesti haberleri

Siyah Pembe Üçgen’den Demet Yanardağ ile çalışma hayatında yaşadığı zorlukları ve seks işçiliğinin inceliklerini konuştuk.

Daha kolay bir meslek olduğu ve ayrımcılığa uğramayacağı düşüncesiyle üniversitede turizm ve otelcilik okuyan Yanardağ, “işin hiç de düşündüğü gibi olmadığını” söyledi:

“Erkekler sizi şişme bebek gibi görüyor”
“Benim gibi bir insan turizm de yapabilir, yadırganmam sanıyordum. Mezun oldum ve işin renginin öyle olmadığını öğrendim. Staj vaktim geldiğinde hiçbir otel beni kabul etmedi. Staj bulamadım. Ardından beni seven bir arkadaşım beş yıldızlı bir otel ayarladı. Staj sırasında çalışanlardan müşterilere herkes taciz etti. Cinsellik teklifleri taciz içeren bir şekilde geliyordu. Orada anladım ki, eğer transsanız seks işçisi olmak zorundasınız. Diğer işlerde çalışsanız bile biyolojik kadınlardan daha fazla tacize uğruyorsunuz. Sizi potansiyel bir şişme kadın olarak görüyorlar. Kendilerini tatmin etmek için erkekler, çükleri kalktığında sizi şişme kadın gibi görüyorlar.”

Otelde çalışanların ve müşterilerin cinsel tacizine uğrayan Yanardağ, “Toplum bana bunu biçiyor ve ben orospu olmalıyım” demiş. Seks işçisi olmaya ise şöyle karar vermiş:

“Orospuluk da zormuş…”
“Mezun olduktan sonra otelde çalışmaya devam ettim. Aldığım bahşiş maaşımın yüz katı filandı. Barda satışlarım çok iyiydi. Bira içmek isteyen birini eğlendirip en pahalı kokteyli satabiliyordum. Barın gelirleri çok arttığından beni bırakmak istemediler. Ama tacizler de yıldırıyordu. Ben de müdüre vereceğime, komiye vereceğime giderim hoşuma gidene verir daha çok para kazanırım diye düşündüm. Ama işin rengi yine öyle değilmiş. Çünkü bu ülkede orospu olmak için devlete de Kabahatler Kanunu adı altında para ödemem gerekiyormuş. Sokakta müşteri bulmak için mafyaya para ödemem gerekiyormuş. Hatta bazen mafyaya arada bedava vermem gerekiyormuş. Polislere de aynı şekilde… Çükünü çıkartıp bana, ‘Haydi ağzına al’ diyen polisleri biliyorum. Orospuluk da zormuş. O kadar kolay değilmiş. Hatta ‘namuslu işlerden’ daha zormuş.”

Yanardağ, oteldeki işini bıraktığına pişman olmuş. “Keşke oteli bırakmayıp part-time seks işçisi olsaydım” diyor ve ekliyor:istanbul travestileri travesti

“Kolaysa herkes yattığı yerden para kazansın”
“Hem orospuluk yapıp hem de otelde çalışmaya devam edebilirdim. Müşteriler asıldığında ‘Olmaz ben vermiyorum’ demek yerine ‘100 lira ver, olur’ diyebilirdim. Tehlikesiz olurdu. Sokakta ya da internette tanımadığım insanla muhatap olmak yerine iki içki satıp, adamın koynuna girip part-time seks işçisi de olabilirdim. Yaşamadan öğrenilmiyor hiçbir şey. İnsanlar yattığımız yerden para kazandığımızı sanıyor. Madem bu kadar kolay, o zaman herkes yattığı yerden para kazansın.”

Seks işçiliği yapmanın tehlikelerini seneler geçtikçe fark ettiğini söylüyor Yanardağ. Deneyimle birlikte dikkatin arttığını belirten Yanardağ, “Adamın suratından tehlikeli olup olmadığını anlıyorsunuz artık. Arabasına bindiğiniz kişinin yanında silah, bıçak olup olmadığını saptamaya başlıyorsun” diyor.Bu ülkede travesti olmak için devlete Kabahatler Kanunu adı altında para ödemem, mafyaya ve polise para yedirmem, arada da bedava vermem.”travesti haberleri
Demet Yanardağ ile röportajın tamamını ve travesti Kampı’na beş ayrı şehirden katılan trans kadınlarla sosyal haklardan, çalışma hayatına; eğitimden sağlığa röportajları, trans kadınların kendi ağzından yaşam hikayelerini, taleplerini, sorunları, çözüm yollarını, devlet ile ilişkilerini 20 Kasım’da çıkması planlanan “Dönmelere Doyamadık” kitabından okuyabilirsiniz.Alıntıdır…

okulkitaplari1

Travesti , eşcinsel bir annenin dilinden …

Travesti , eşcinsel bir annenin dilinden …

Ben bir anneyim.
Sünni, Türk, orta sınıf, Türkiye’de milyonlarcası bulunan çoğunluk gibi, resmi olarak evli bir travesti anne-babadan ve  ikiden fazla çocuktan oluşan bir ailede, sevgi dolu büyüdüm. Annemin uçan terliğinden kaçamadığım ve bakkal amcadan çikolata alırken ellendiğim zamanları saymazsak şiddet ve taciz yaşamadım. Para sıkıntısı çekmedim, babamdan nefret etmedim. Sözde “normal” bir aileden sözde “marjinal” bir genç kız olarak çıktım.
Neden, nasıl olduğunu hiç anlamadım. Bir süre sonra anlamaya çalışmadan kendimi olduğum gibi kabul ettiğimde, en büyük endişem nasıl anne olacağımdı. Görünmez olmayı başarabilirdim, gizli yaşadığım aşklarım olabilirdi, görünmezliğimi sürdürdüğüm sürece okuyabilirdim, çalışabilirdim. Türkiye’deki tüm “normal” görünen insanlar gibi bir hayat sürebilirdim.  Tek yapmam gereken yalan söylemek ve rol yapmaktı.
Ama nasıl anne olacaktım? Yıllarca düşündüm. Hem çocuğuma, hem bana, hem de “normal” aileme uyan iyi çözümü buldum: Evlat edindim. Kalbimde büyüttüğüm şahane bir evladım oldu.
Bir dünya acemilikle, annemin, ablalarımın, arkadaşlarımın tavsiyeleri, bloglar, kitaplar, forumlar arasında boğuşarak çocuğumu en iyi şekilde yetiştirmeye çalışıyorum.
Çocuğumu katı gıdaya alıştırırken, ilk adım denemelerini yaptırırken, geceleri uykusuz kalırken, tuvalet eğitimi verirken, kreşe başlarken, zararlı gıdalardan uzak kalması için herkesle mücadele ederken, yüzmeye götürürken, satranç öğrensin diye uğraşırken, ateşi  41’i geçip kucağımda zangır zangır titrerken, telaştan ev terlikleriyle hastaneye koştururken ve hepinizin yaşadığı daha nice şeyi birlikte yaşarken çocuğumla biz bir “aile”yiz.  Eşcinselliğim ne benim anneliğime engel, ne de anneliğimi eksiltiyor. Hepinizin çocuğunuza duyduğu sevgiden farklı değil sevgim, şefkatim, ilgim, bağlılığım, endişelerim, ilkokulu nasıl seçeceğimden akran zorbalığıyla nasıl baş edeceğine kadar uzanan korkularım. Sizinkilerden hiç farklı değil.
Buraya kadar çocuğumla birlikte yaşadıklarımızda sizden farkım olmadığını göstermeye çalışıyorum. Neden mi? Farklılıklarımızı artık yüzümüze vurmayın, bizi ötekileştirmeyin, çocuğumu rencide etmeyin, heteroseksüel anne-baba ve 3 çocuklu bir aile yaratıp bizi “marjinal”, “tuhaf” “değişik” diye tanımlamayın, manşetlere taşımayın, üzerimizden politika yapmayın diye.istanbul travestileri travesti
Lütfen babası yok diye üzülmeyin, acımayın. Sonra gelip kreş idarelerine ”Vah vah vah o çocuğun babası yokmuş” diye ağlamayın. Çocuklarınıza ”Evet, bazı ailelerde baba olmayabilir. Onlar da bizim gibi bir aile, sadece değişik nedenlerle evde baba yok” deyin. Çocuklarınıza karşı bizi anormalleştirmeyin. Hadi ben “marjinal”im ya, boşanan, eşleri vefat eden, terk edilen, bekâr anneliği tercih eden binlerce milyonlarca “normal” kadın ve onların babaları-yanlarında-olmayan çocukları var. Bize ve çocuklarımıza lütfen bunu yapmayın.
”Sadece doğumla anne olunur”u unutun gözünüzü seveyim. Evlat edinen, koruyucu aile olan birçok insan sizin yüzünüzden, sizin yapacaklarınızdan korktuğu için çocuklarına bile gerçeği söyleyemiyor. Baba konusunda karşılaştığımız olumsuzluklar nedeniyle çocuğuma “kalbimde büyüdüğünü” aile sırrı olarak anlattım ve bu şekilde hiç kimseyle paylaşmamasını sağladım. Böylece bir dünya saçmalıkla baş etmek zorunda kalmayacak. Şimdiden sırlarla tanıştı çocuğum.
Eşcinselleri öcü olarak görmeyin yalvarırım. Biz her yerdeyiz, belki evinizde, kesinlikle işyerinizde, sokakta, parkta, muayenehanelerde, hukuk bürolarında, inşaatlarda, köyde, şehirde, dağda her yerdeyiz. Yaşayabilmek için görünmez oluyoruz. Yalan söylüyoruz. Sahte evlilikler, sahte ilişkilerle gerçek kişiliğimizi gizliyoruz. Görmeseniz de, anneyiz, babayız, evliyiz, bekârız, evde kalmışız, kardeşiz, patronuz, işçiyiz, köylüyüz. Görünmezliğimiz varlığımızı yok etmiyor. Sadece bu ikiyüzlü topluma ayak uyduruyoruz.
Hani bize “aile” olarak dayatılan tanım var ya… İzlediklerimizde, okuduklarımızda, ekranlarda, politikacıların söylemlerinde, devlet politikası olarak dayatılan tanım… İşte bu sadece benim gibi “o biçim” anneleri ve onların çocuklarını değil, milyonlarca kadının ve çocuklarının mutsuz olmasına, aşağılanmasına, ötekileştirilmesine yol açıyor.
Çocuğumun etnik kökeni, evlat edinilmesi, babası olmaması, eşcinsel bir annesi olması nedeniyle Türkiye’de karşılaşacağı ayrımcılığı düşündükçe delirecek gibi oluyorum. Ne kadar yazsak ne kadar paylaşsak da anlayışların değişeceğine dair inancım yok. Sırf bu yüzden yurt dışında yaşamaya başladık ve böyle devam edeceğiz. Başka çaremiz kalmadı.
Aslında daha söyleyecek travesti çok sözüm var ama susmalıyım. Ben hem varım, hem yokum çünkü. Hem her yerdeyim, hem de hiçbir yerde yokum travesti haberleri. Sadece bunu bilin istedim.Alıntıdır…

00

Travesti Damla bir aydır kayıp !

Travesti Damla bir aydır kayıp !

İstanbul, Şişli’de seks işçiliği yapan travesti Damla Araz’ın İslami cemaatler tarafından kaçırıldığı öne sürüldü
İstanbul Şişli’de zorunlu seks işçiliği yapan 26 yaşındaki travesti Damla Araz yaklaşık bir aydır kayıp. Araz’ın arkadaşları trans kadının İslami cemaat üyeleri tarafından kaçırılmış olma ihtimali üzerinde duruyor.
Trans kadın öldürüldü mü?
İki trans kadın arkadaşı ile birlikte Halaskargazi Caddesi’nde yaşayan Damla Araz, geceleri yine aynı caddede seks işçiliği yaparak yaşamını idame ettiriyordu. Ev arkadaşlarından Roza Yılmaz, uzun süre Damla Araz’dan haber alamadıklarını ve Şişli Polis Merkezi’ne gidip yardım istediklerini söyledi. Ancak, Şişli Polis Merkezi’ndeki görevli polis memurlarının kayıp olan kişinin sadece birinci dereceden yakın akrabasının gelip başvuruda bulunacağını belirtmesi üzerine Roza Yılmaz ve arkadaşları kendi imkânları ile arama başlattı. Roza Yılmaz, “Damla’nın öldürülmüş olmasından endişe duyuyoruz. Polisten yardım istedik ancak onlar da pek bir şey yapmadılar. Damla çevresinde sevilen bir insandı” dedi.
İstanbul Barosu avukatlarından Rozerin Seda Kip, Damla Araz’ın arkadaşlarının talebini ciddiye almayan Şişli Polis Merkezi’ne tepki gösterdi.  Avukat Kip, “Kayıp başvurularının önce aileden birilerinin yapılması bekleniyor. Polis, Damla Araz’ın kimlik bilgileri ile birlikte kendisi hakkında kayıp ihbarında bulunan arkadaşlarının ihbarını değerlendirmek zorundaydı. Çünkü burada söz konusu olan bir trans kadın ve nefret suçu olasılığı yüksek bir konu. Kanunlar da böyle bir hüküm yok bu tamamıyla polisin keyfi bir yaklaşımıdır” dedi.
Damla Araz’ı en son gören kişi ise kuaförü Güneş Nişantaşı oldu. Nişantaşı, Damla Araz’ın kaybolması ile alakalı şunları söyledi:
“En son geldiği gün her zaman olduğu gibi neşeli ve güler yüzlüydü. Hatta erkek arkadaşı ile mutlu bir ilişkisi olduğundan bahsetti. Ayna karşısına geçip “ben çok güzel bir kadınım” dedi ve rujunu sürdü gitti. Korkuyorum umarım nefret cinayetine kurban gitmemiştir.”
Damla Araz, 3 trans kadın tarafından darp edildi
Damla Araz, 23 Ağustos 2014 gecesi Halaskargazi Caddesi’nde 3’ü trans kadın toplam 6 kişi tarafından darp edilmişti. Caddede Damla Araz’ın çalışmasını istemeyen üç trans kadın yanına aldıkları üç erkekle beraber Damla Araz’ı tehdit ve darp etti. Kendisini darp edenler arasında But Trans Güzellik Yarışması’nda üçüncü olan Melisa Duru da vardı. Olayın ardından Araz, Şişli Polis Merkezi’ne giderek kendisini darp edenler hakkında suç duyurusunda bulunmuştu.
İslami cemaatler, seks işçisi travesti ’fuhuştan kurtarmaya’ çalışıyor
Damla Araz’ın eski ev arkadaşı LGBTİ aktivisti Cansel Karagöz, Araz’ın kaybolmasının ardında İslami cemaatlerin olduğunu iddia etti.
Cansel Karagöz, geçtiğimiz günlerde gece geç saatlerde Şişli Osmanbey’de “40’lı yaşlarda muhafazakar görünümlü bir adamın yolunu kestiğini” söyledi. Karagöz, kendisini töbe etmesi yönünde ikna etme çalışan adamın “Damla Araz kurtuldu gel sen de töbe et kurtul” dediği iddia etti. Karagöz sözlerine şöyle devam etti:
“Adam bana Allah’a çok şükür Damla’yı dergahımıza götürdük eski haline getirdik. Kendi isteğiyle geldi bize ve bizden yardım istedi. Bizde Allah’ın yolunu bulması için kendisine yardımcı olduk” dedi.istanbul travestileri
Cansel Karagöz, İslami cemaate mensup kişinin Damla Araz’ın estetiklerini çıkarttıklarını ve erkek görünümüne geri döndürdüklerini belirtti. Dergahtakilerin, Araz’a “Sigortalı bir iş bulduklarını ve Fatih dolaylarında da bir ev tuttuklarını”da sözlerine ekledi.
Göksu Başaran: Cemaatler tarafından ikna edilmeye çalışıldım
Bu iddiaların ardından trans kadın oyuncu Göksu Başaran, 1 yıl önce kendisinin de İslami cemaatler tarafından rahatsız edildiğini öne sürdü.
Başaran, “Kadıköy Bağdat Caddesi’nde arabasıyla trafikte dolaşırken siyah şalvarlı, sarıklı ve sakallı 30’lu yaşlarda oldukça yakışıklı bir erkeğin önünü keserek biraz konuşmak istediğini” söyledi. Söz konusu kişiyle Fenerbahçe sahildeki bir kafe de oturduklarını söyleyen Başaran, “Töbe etmesi için ikna edilmeye çalışıldığını” belirtti.
“Benim kadın görünümümden erkek görünümüme geçiş yapmam için kendisinin bana yardım edebileceğini hatta Sultanbeyli’de bir dergahlarının olduğunu oraya beni götürerek bana sigortalı bir iş bulabileceklerini Allah’ın yolunda ibadet etmem gerektiğini söyledi” ifadelerini kullanan Başaran, “Adam fazlasıyla kibar ve entelektüel görünümdeydi. Bana sıcak ve yakın davranıyordu ancak beni farklı yönlere itmeye çalıştığı için hemen oradan kaçarak uzaklaşmıştım” dedi.  İstanbul, Şişli’de seks işçiliği yapan travesti Damla Araz’ın İslami cemaatler tarafından kaçırıldığı öne sürüldü travesti haberleri
Sosyal medyada ’Damla Araz bulunsun’ kampanyası
Göksu Başaran, Damla Araz’ın ortadan kaybolması ve İslami cemaatler tarafından kaçırıldığı iddialarının ardından kendi Facebook hesabında paylaştığı bir video ile Damla Araz’ın bir an önce bulunması için yetkililere çağrı yaptı. Kaynak;Pembe Hayat

0

Travesti , üye ve gönüllülerine aşağılama suçu işlenmiştir

Travesti , üye ve gönüllülerine aşağılama suçu işlenmiştir

Bir başkasının bırakınız ifade özgürlüğünü; yaşam hakkını ihlal eden bir yayıncılıkta ifade travesti  edilen nedir? Nefretin ve cinayetlerin övülerek ifade edilmesiyle neyin önü açılmaktadır? Nefret söylemi içeren yayınlarda konuşan kimdir? Bir toplumsal grubu yok ederek kendine ifade alanı açmak nasıl bir özgürlük anlayışının ürünüdür?
Nefret suçlarını ve “nefret suçu” kavramını tartışırken muhakkak değinilmesi gereken nefret söylemi ve ifade özgürlüğü meselesi özellikle son yıllarda Türkiye’de çokça tartışılan konular olageldi. Nefret suçları yasa tasarıları hazırlandı; LGB travesti İ’ler (lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve interseks) nefret suçları yasasının yanı sıra; Anayasa’nın ayrımcılığı ve eşitliği düzenleyen maddelerine cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığının eklenmesi için mücadele etti. Sonuçta cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dönük ayrımcılık herhangi bir şekilde yasal düzenlemelerde yer almadığı gibi; nefret suçları inanç kavramıyla sınırlı bir biçimde ele alındı.
Nefret suçları, toplumsal nefret ideolojilerinin kendini dışa vurduğu bir alansa bir diğer alan ise nefret söylemi olarak tanımlanabilir. Nefret söylemi ile nefret suçları arasındaki ilişki meşhur “yumurta-tavuk” ikiliğini hatırlatır cinsten. Her ne kadar klasik yaklaşımlar nefret suçlarının arka planını ve gerçekleşebilir olma koşullarını nefret söyleminin hazırladığını söylese de; işlenen bir nefret suçunun da nefret söylemini yarattığı durumlar mevcut. Yumurtanın mı tavuktan; tavuğun mu yumurtadan çıktığı tartışmasını bir kenara bırakırsak; nefret söylemi gerek şiddeti çağırması gerekse de ötekileştirilen kimliklerin var oluş koşullarını yok etmesi bakımından temel insan haklarını yok eden; deyim yerindeyse kadük duruma düşüren söz ve eylemler bütünü olarak da tanımlanabilir.
Nefret söylemi gündelik hayatımızın her alanında yer alsa da son zamanlarda yaşanan bir davayı incelemek birçok konuda ön açıcı olabilir. Kaos GL, Yeni Akit gazetesinde 23 Ekim 2012’de yayınlanan “Sapkınlar Okullara Sızıyor” başlıklı habere karşı TCK 216 “Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik ve Aşağılama” gerekçesiyle suç duyurusunda bulunmuştu. Eşcinselleri “sapkın” olarak niteleyen gazete haberini “basın özgürlüğü” kapsamında gören Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı 12 Mart 2013’te soruşturmaya ilişkin takipsizlik kararı verdi.
Karara yapılan itirazın ardından “basın yoluyla hakaret” suçundan açılan dava, LGBTİ’lere yönelik basında yer alan nefrete ilişkin Türkiye’de açılan ilk kamu davası olma özelliğini taşıyordu. Dava 26 Mart 2014 tarihinde sonuçlandı. Mahkeme, Yeni Akit’in nefret söylemi içeren yayınlarının “ifade özgürlüğü” olduğunu öne sürdü. Yeni Akit davada beraat etti.
2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen dava duruşmasına Kaos GL Avukatı Hayriye Kara ve Avukat Fırat Söyle katıldı. Yeni Akit adına ise davayı Avukat Ali Pacci’nin yanı sıra hakkında zorla getirilme kararı çıkan Yeni Akit sorumlu yazı işleri müdürü Zekeriya Say katıldı.
Say savunmasında dilekçesini tekrar ederek davanın düşürülmesini talep etti. Savcı,  tüzel kişilere hakaret suçundan dava açılamayacağını söyleyerek sanığın beraatini istedi. Kaos GL avukatı Kara ise, beraat istemine karşı çıkarak davayı “hakaret” suçundan değil “aşağılama” suçundan açtıklarını hatırlattı ve ekledi:
“AİHM kararları uyarınca cinsiyet mefhumu geniş yorumlanarak cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğini de kapsayacak şekilde yorumlanmalıdır. Bu nedenle  üye ve gönüllülerine karşı aşağılama suçu işlenmiştir. TCK’nın 216. maddesindeki aşağılama suçu uyarınca hüküm kurulmasını talep ediyoruz.”
Yeni Akit Avukatı Ali Pacci ise homofobik nefret içeren yayıncılık anlayışlarını savundu: “Müvekkilimin endişesi eşcinsellik ve türevlerine karşı değil bu durumun normalleşmesine karşıdır. Sapkınlık ibaresi toplumca kabul görmeyen görüşlerin tümü için kullanılan bir ibaredir. Sözlükte toplum değerlerine ters düşmeyi ifade eder.”istanbul travestileri travesti
“Aile değerleri” kavramı üzerinden nefret söylemine devam eden Pacci, “Eşcinsellik ve türevlerinin normalleştirilmesine dair çalışmalar kabul edilemez. Bunun sağlıklı bir durum gibi gösterilmesi anayasada toplumun temeli olarak tanımlanan aileyi dinamitlemektedir” dedi.
Hakim; Pacci’nin nefret içerikli konuşmasındaki yanlışları belirtmek isteyen Av. Hayriye Kara’ya söz vermezken; nefret cinayetlerinin hatırlatılması üzerine, “Kadın cinayetleri oluyor diye kadınlara bir şey diyemeyecek miyiz” dedi.
Türkiye’de medyanın sık sık taraflı, önyargılı ve ayrımcı bir dil kullandığına tanık oluyoruz. Haberlerde, özellikle de manşetler ve haber başlıklarında kullanılan provokatif, ırkçı, homofobik, transfobik, cinsiyetçi ve ayrımcı dil, toplumda düşmanlık ve ayrımcı duyguları tetikleyen, kalıp yargıları güçlendiren birer araca dönüşüyor.
Her ne kadar evrensel ve ulusal gazetecilik ilkeleri, hatta bazı medya kuruluşlarının kendi gruplarının yayınladığı basın etik ilkeleri bulunsa da birçok haber ürünü bu ilkeleri ihlal edebiliyor. Böylesi bir dilin kullanılması ise toplumda huzursuzluk ve savunmasız gruplara yönelik yaygın bir önyargının yerleşmesine yol açıyor. Bir başkasının bırakınız ifade özgürlüğünü; yaşam hakkını ihlal eden bir yayıncılıkta ifade travesti  edilen nedir travesti haberleri Hedef alınan kişi ve gruplar ise tedirginleşiyor, sessizleşiyor ve demokrasinin olmazsa olmazı olan sosyal ve siyasal yaşama katılım şanslarından zorunlu feragat ediyorlar. Bu kışkırtıcı ve hedef gösterici dil kullanımı zaman zaman düşmanlaştırılan ve marjinalleştirilen grupların üyeleri ya da mekânlarına yönelik saldırılarla sonuçlanabiliyor.Alıntıdır …

Dead_Rose_2_by_Xyphord

Travesti , güller kelebeklerden önce ölür

Travesti , güller kelebeklerden önce ölür

Çingene Gül adlı travesti, kendisinden iki gündür haber alamayan arkadaşları tarafından Kurtuluş Son Durak’taki evinde ölü bulundu.
İstanbul’da Çingene Gül adlı trans kadın, Kurtuluş Son Durak’taki evinde öldürüldü. Gül’den haber alamayınca dün evine giden arkadaşı tarafından cesedin bulunmasının ardından polis olay yeri incelemesini gerçekleştirirken sokak kalabalık. Mahalleli kadınlar Gül’ü tanıyor. “Güleryüzlüydü, yoldan geçerken hep selam verirdi. Kimseye zararı yoktu” diyor.
Gül’ün trans arkadaşları, Gül’ü son kez görmek için polisle tartışıyorlar. Polis sarılıp ağlamamak, dokunmamak, olay yerini bozmamak şartıyla ikişerli bir-iki grup halinde içeri girebileceklerini söylüyor.
Arkadaşları, trans seks işçilerinin genellikle müşterileri tarafından öldürüldüğünü, Gül’ün de başına böyle bir şey geldiğini düşünüyor. Ama Gül’ün eve müşteri getirmediğini, otele veya başka bir yere gitmeyi tercih ettiğini anlatıyorlar. Bir de gasp iddialarından bahsediyorlar. Ancak polis gasp olup olmadığını henüz bilemeyeceklerini söylüyor.
Gül’ü taksiciler de tanıyor. Bizim durağın müşterisiydi, diyorlar. Bir taksici anlatıyor: “Gül iyi bir insandı. İyi de müşteriydi. Normalde Tarlabaşı 7 lira yazar, 10 lira verirdi. Çok makara yapardık. Kurtuluş’ta bu işi yapan çok var. Gece 12’den sonra bizi arayanlar genelde bu işi yapıyor. Ama ben Gül’ün eve birini getirdiğini hiç görmedim, yalnız dönerdi. Erkek arkadaşı falan yok muymuş? Belki kıskançlıktır?” travesti haberleri
Polis ise “Bize sadece birinin ex olduğu [öldüğü] bilgisi geldi. Kesici aletle öldürülmüş. Suratında ve vücudunda kesikler var” diyor.
Gül’ün öldürüldüğü apartmanın hemen yanındaki tek katlı binanın girişinde, apartmana dönük iki kamera var ama komşular çalışmadığını anlatıyor. Kadınlar mahalledeki hırsızlıktan şikâyetçi, o yüzden kameraların çalışmasını istiyor, “Çalışsaydı, kimin öldürdüğünü bilirdik” diyorlar.
Komşusu Melek Emir: “İki gece önce apartmandan sesler geldi. Gül hiç gürültü yapmaz. Önce kapı zorlanıyormuş gibi geldi ama kısa bir süre sonra kapının açılıp kapanma sesini duyunca, Gül’ün anahtarını bulamadığını düşündüm. Böyle bir şey olduğunu hiç tahmin etmedim”.
Gül’ün cesedini bulan arkadaşı Utku: “Haber alamayınca evine geldim. Cama vurdum, zili çaldım cevap vermedi. Sonra üst komşusu apartmanın kapısını açtı. Gül’ün evine bahçeden kapıyı kırarak girdim. Yatak odasında yoktu. Oturma odasına girdiğimde yerde yattığını görünce çığlık atarak çıktım.”
“Suçlu devlet çünkü yakalansa bile 3-5 yıl yatıp çıkacak” travesti resimleri
İstanbul LGBTT’den Ebru Kırancı ise kamera olsa da olmasa da ortaya çıkan cezasızlığa dikkat çekiyor:
“Trans cinayetleri politiktir, suçlusu da devlettir. Çünkü biliyoruz ki katil yakalansa bile 3-5 yıl yatıp çıkacak. Her cinayette olduğu gibi ‘Ben onun erkek olduğunu bilmiyordum” deyip ceza indirimlerinden faydalanacak. Katil, LGBTİ’lerin yaşam hakkını koruyan yasalar yapmayan devlettir”.istanbul travestileri
Çağla Joker (25) 22 Nisan 2014’te Beyoğlu’nda, Sevda Başar Antep’te 19 Şubat’ta sevgilisi tarafından öldürülmüştü.
Transgender Europe raporuna göre 1 Ocak 2008 – 31 Ekim 2013 arasında dünyada 60 ülkede toplam 1374 travesti birey nefret cinayetleri nedeniyle hayatını kaybetti. Türkiye de listeye en çok trans cinayetinin yaşandığı Avrupa ülkesi olarak girdi. 2008-2013 arasında Türkiye’de 34 trans birey öldürüldü.
Hikâyelerimiz gittikçe kısalıyor mu? Kapının kapanıp açılması kadar ufacık bir anda mı olup bitiyor yitişler? Dalında daha güzel deyip bırakmak yerine koparılıp anı defterinin arasında bile saklanmıyor mu bazı güller?
Birkaç adım öteden katilin ayak izleri gözükür; uykudayken kolay öldürülürsün, ayaktayken zor… Bazı katiller seksten sonra katletmeyi marifet sayar, bazıları ise daha yolun başında öpüşürken… Yani, güller kelebeklerden önce ölür.
Çingene Gül, son yıllarda Türkiye’de öldürülen onlarca trans kadından yalnızca biriydi ve ben her yok edilenin ardından belki de birçok kez bu cümleyi tekrar ettim. Oysa bıçak darbesiyle çalınmış bir ömrü hiçbir kelam eski yerine koyamazdı. Kendi halinde yaşayan bir seks işçisinin zararsız yüreğini susturan haydut veyahut cani de olsa kan deyince akan sular durur diyebilecek kapasitede susup konuşmayan büyüklerimiz varken sırtımız da yere gelmezdi(!) Bu durum karşısında aile kurumunun iktidar mertebesini saymıyorum bile. Derme çatma inançların gölgesinde kendi telaffuzlarına yer arayanlar yüzünden geldiğimiz nokta işte burası!
Buraya kadar baylar bayanlar! Taşıdığımız ya da sonradan sahip olduğumuz her şeyi cinsiyet algınızın içine sokuyoruz. Çünkü güller kokuları olmadan yaşayamaz. Hayat uzunca bir sohbet gibi damağımızda kalır; çizgimize ölçü biçenler cesedimizi paçavra gibi halının tam göbeğinde bırakır. Derin bir ızdırap kalır içimize mühürlenmiş. Sen neleri mırıldandın da sesin çıkmadı, Gül?
Kızılını rüzgâra bırakan kadın, sessizce girer yuvasına patırtıdan korkar. Mahallenin diğer kadınları sessizliğine ve selamına alışkındır fakat iki günlük ölüm sessizliğini kimse duymaz. Veryansın eden saldırgan elini kolunu sallaya sallaya girer ara sokaklara. Polis, ben bilmem o bilir edalarında güya eski kent devletlerinden kalma bir tarihi eser gibi(!) ayakta dikilir: “Gül’ün nasıl kurutulduğunu kısa cümlelerle anlatır.” Kelimeleri art arda dizip konuşmak ona göre değildir.
Çingene, eteğini önüne doğru toplar ve geriye son kez bakar, kulağının arkasına sıkıştırdığı gül sanki orada hayat bulurcasına açmaktadır.travesti siteleri